Uncategorized

İçerdekiler – 2. Perde Metin İncelemesi

Tutuklu: Hastalandı mı?

Karısının gelmemiş olduğuna hala inanmak istememektedir. Gelmiş olduğunu duymak için sorar. Gelmemiş olabileceği tedirginliğiyle.

Kız: Evet, görüştüreceklerini bilseydi gelirdi hasta hasta.( Eniştesini gösterdikleri için memnundur. Bu memnuniyetini belli edercesine gülümser.) Çok şükür Allah bugünü de gösterdi. 

Eniştesinin, ablasına gelmediği için kızmasına engel olmaya çalışıyor. Görüştüreceklerini bilmediği için gelmedi der, hasta olduğu için değil. Onunla görüştürülmesinin tutuklu adına olumlu bir gelişme olduğu konusuna dönmeye çalışır.

Tutuklu: (bitkinlik havasından kurtulmamıştır daha) Mektubu almadınız mı?

Karısının gelmediğini idrak başlar. Görüştürecekleri imasını yaptığı mektubu sorar. Almışlarsa mektubu, anlamamakla onları suçlayacaktır.

Kız: Aldık. Ama görüştüreceklerini yazmıyordunuz mektupta.

Tutuklu: Muhakkak gel dedim o mektupta, bundan bir şey anlamadınız mı?

Mektuptan bunun anlaşılması gerektiğini söyleyerek, öfkesini kıza yansıtır.

Kız: Parasız kaldığınızı sandı ablam… (sıkılır) Aksi gibi evde de hiç para kalmamıştı… Bugün getirebildim ancak… Çamaşırları da aşağı bıraktım.(Eniştesini iyilikle süzer) İyi gördüm sizi enişte. 

Mektuptan ne anladıklarını açıklar. Evde para olmadığını söylemek zorunda kalır durumu açıklamak için, bu da onda sıkıntı yaratır. İçerde olan ve morale ihtiyacı olduğunu düşündüğü eniştesine olumlu şeyler söylemeye devam eder.

Tutuklu: (aklı başka bir yerdedir) İyiyim, iyiyim… Hasta demek!

O da buna çabalar ama kendi durumunun içinden çıkamaz.

Kız: Hasta. Sizi gördüğümü söyleyince çok üzülecek…( Eniştesine dikkatli dikkatli bakar. Kuşkulanmıştır) Ablamı beklerken… beni görünce… (Tutuklu da durur. Kız’a bakar.) Canınız sıkıldı galiba, değil mi enişte?

Yine kendinin orada oluşundan duyduğu rahatsızlıktan kurtulmaya çalışır.

Tutuklu: (yürür, sinirli) Hayır, hayır…

Artık bir şey yapılamayacağını düşünmekte, bu yüzden çıkışsız hisseder. Kızın durumunu çok düşünememektedir.

Kız: Gidip çağırsam ablamı?

Tutuklu: Yok yok.. o kadar vaktimiz yok.

Kız: Yarın gelsin öyleyse.

Kız aynı minvalde başka bir şey dener: Yarın.

Tutuklu: (durur, kendi kendine) Evet yarın…

Bir an olabilirliğini düşünür.

Kız: Değil mi? Artık görüştürdüklerine göre…

Kız bir yol bulduğunu düşünür.

Tutuklu: (dalgın dalgın) Evet, evet…

Hala düşünmektedir.

Kız: Yarın gelsin mi enişte?

Kız çekinerek yeniden sorar.

Tutuklu: (kendine gelir.) Hayır. Hayır! Hastalığı ne?

Olamayacağını bulur. İstemeyerek de olsa, içinde bulunduğu durumdan çıkmaya çalışarak karısının durumunu sorar. Ancak pek de merak etmemektedir.

Kız: Midesi tuttu. Dün gece hiç uyumadı.

Eniştesinin tam anlayamadığı bu durumun dışına az çok çıkıp, ne olduğunu sorması, onu rahatlatır.

Tutuklu: (dalgın) Ben de uyumadım… Hem dört gecedir uyumuyorum ben.

Tutuklu sorduğu sorulardan aldığı cevaplarla bile kendine döner.  Verilen cevapla ilgilenmemiştir.

Kız: Hasta mıydınız siz de?

Kızın aklına Tutuklu’nun dört gündür uyumaması konusunda hasta olmasından başka bir neden gelmez. Tutuklunun içe dönük durumuna dahil olmaya çalışır.

Tutuklu: Hayır… Demek midesi ha?  (İçine düştüğü sıkıntıdan kurtulmak istercesine.) Bir türlü atlatamadı şu hastalığı. (durur Kız’a bakar) Evlendiğimiz gece de tutmuştu mide ağrısı. Ne yapacağımı şaşırmıştım.(gülümser gibidir. Sonra ciddileşir.) İlaç almadı mı?

Tutuklu buna izin vermez. Hayır deyip bırakır… Ama bir anda geçmişten de bir şeyler hatırlatır bu ona. Karısınla ilgili bir şeyler öğrenmek ister yeniden. Yine çok ilgili değildir ama.

Kız: Hiç bakmıyor ki kendisine. Hele siz gittiğinizden beri, iyice bıraktı. İlaç falan da

aldığı yok.

Eniştesinin tuhaf ruh halinin farkındadır. Bu durumun dışında yapılan gündelik diyalogu sürdürmek isteğindedir.

Tutuklu: Sinirlenmek iyi gelmez ona… Sinirlenince midesi iyice yapışır. Bir şeye mi sinirlendi?

Aynı minvalde ve yine çok da istekli olmadan sorularına devam eder.

Kız: (tereddüt eder.) Hayır ama… Ev sahibi ile konuşmuştu dün.

Ablasının ev sahibi ile konuşmuş olduğunu söyleme potunu kırar.

Tutuklu: Ne konuşmuş?

Tutuklu ilk kez biraz meraklanır

Kız: Bilmem.Anlatmadı bana.

Kız bu mevzudan uzaklaşmaya çalışır

Tutuklu: (o zamana kadar konuşmalarında sıkıntı, üzüntü, aklının başka yerde oluşu yüzünden, bütün çabalarına rağmen dalgın ve içine kapanıktır. İlk defa o durumdan çıkar ve hemen sonra yine kendi dünyasına döner.) Kirayı mı veremediniz yoksa? 

Tutuklu ilk kez gerçekten meraklanır. Kendi durumunun içinden çıkar.

Kız: (sıkıntılı) Geçen ay biraz gecikmiştik.

Kız ev kirasını geciktirdiklerini söyler. Aslında belki de kirayı verememişlerdir bile. Bu konuya girmekten pişmandır. İdare edememiştir.

Tutuklu: (deminki gerçek ilgisi bitiverir.) Ben tüm bu sıkıntılardan kurtuldum burada. Hepsi ablanın başına kaldı şimdi… Zavallıcık… Evlendiğimiz günden beri bir gün bile Oh demedi. Ama şikâyet de etmedi hiç. Katlandı, oturdu… (Kız’a bakar) Otursana ayakta durma. ( duvar saatine bakar.) Epey vaktimiz var daha… Hastalandı demek!

Tutuklu ilgi düzeyi olarak kendi durumuna aynen geri döner. Kira olayına üzülmüştür, karısının zorda kaldığının da farkındadır. Ama ilgi düzeyi düşmüştür yine. Ama kira konusu, onu biraz kendi dünyasından oraya getirmiştir. Kızı görür ilk kez belki de. Saate bakar yine ilk kez ve belki de karısının gelmemesi durumuna kendini biraz alıştırmıştır ve kızla konuşma hevesine girmiştir. 

Kız: (iskemleye oturur) Hastalandı. Sen git dedi bana. Görüştüreceklerini bilmiyorduk ki. Aşağıdaki memurlar bekleyin deyince çok şaşırdım. 

Kız, eniştesini gereksiz üzdüğünü düşünerek kendine kızmaktadır. Daha sonra eniştesinin kendini toparlayarak konuyu değiştirmesinden cesaretle eniştesinin sorduğu aynı soruya benzer cevaplar vererek sohbeti sürdürür.

Tutuklu: (onun söylediklerini dinlememiştir. Biraz neşeli) Evlendiğimiz gün…  Hatırlıyor musun? Evlendirme dairesinde sizlere allahaısmarladık diyip ayrılmıştık ya… Doğru eve geldik. Yalnız kalınca ikimizi de bir şaşkınlıktır aldı. Hem sabırsızdık hem de nazik davranmaya çalışıyorduk birbirimize. Birdenbire mi, yavaş yavaş mı? Anlıyor musun? (Kız şaşırır, Tutuklu değişir) Sonra komşular geldi… Bir karı koca… Ablanı gelinlik kıyafetiyle görmek istemişler… Onlar gittikten sonra yine yalnız kaldık. Her şeyi bütün ayrıntılarıyla hatırlıyorum… Bütün vücudunu getirebiliyorum gözümün önüne… (Kız önüne bakar. Tutuklu derin bir nefes verir, durur, sonra ciddileşerek) Gece deniz kıyısındaki lokantaya gitmeyi kararlaştırmıştık… (Kız’ın başı hala önündedir.) Dinle burasını! (Kız başını kaldırır) Benim yanımda tam elli lira vardı… Ama ne neşeliydik sorma! Gece de çok güzeldi, ay pırıl pırıl deniz de ışık içindeydi… İçtik, dans ettik, yemek yedik. Hesap tam kırk sekiz lira tuttu. Cebimde iki lirayla sokağa çıktık. Araba tutamazdık ya o parayla… Ama ne güldük sorma! O yolu yürüyerek geldik eve, kol kola.(gözlerinin içi parlayarak) Sonra ablan soyundu. Bütün bütün soyundu yani… Yattık… (Kız yine başını öne eğer. Tutuklu ciddileşir.) Neyse… Ertesi sabah… Bak dinle bunu! (Kız başını kaldırır) Ertesi sabah erken erken kapı çalındı. Ben açtım. Bir varil gaz ısmarlamıştım bir gün önceden, onu getirmişler… Parasını istediler. Öğleden sonra getiririm dedim savdım adamları… (kederli) Diyeceğim öyle başladı, öyle gitti işte.

Bu konuşma hevesi, yine bir kendini anlatma hevesidir aslında. Gerçekten birilerine bir şeyleri kendi diliyle anlatmayalı çok olmuştur. Konu karısının hep bir şeylere katlandığıdır. Karısıyla evlendikleri günü anlatmaya başlar. İlk geceye gelir konu. Belki başta cinsel çağrışımlar yaparak Kız’ı yoklamak aklında yoktur ama bu olduğunda Kız’ı yoklamaktan da geri durmaz. Kız’ın utandığını görmek onu hep geri çeker. Özet; Karısınla ilişkisinin hep zorluklarla devam ettiğidir. Böyle bitirir.

Kız: Ablam bir gün bile şikayet etmemiştir enişte. Ağzından böyle bir şey duymadım hiç.

Ablasının bu zorluklardan şikayet etmediğini söyleyerek eniştesini rahatlatmaya çalışır.

Tutuklu: (bıkmıştır bu konudan) Bilirim, bilirim.

Yukarıda anlattıkları içinde cinsellikle ilgili olan kısımlar, onda o konuyu deşme isteği uyandırmıştır. En azından bunu konuşmak ister. Kızda bu konuda gördüğü kapalılıkla uğraşmak ister. Evliliklerinin zorlukları ama buna rağmen ne kadar da birbirlerine bağlı oldukları gibi noktalar onu sıkmıştır.

Kız: Seviyordu sizi.

Ablasının onu sevdiğini de eniştesine hatırlatır.

Tutuklu: Severdi, severdi. 

Tutuklu aynı durumdadır. Bunu da geçiştirir.

Kız: (pot kırmış korkusu içinde) Yine de sever…

Kız dili geçmiş zaman kullanmış olmaktan dolayı pot kırdığını düşünerek hala da ablasının onu sevdiğini söyler.

Tutuklu: (düşünceli) Evet… Ama nasıl söylesem, o büyü bozuldu yavaş yavaş. Sevginin yerini arkadaşlık mı aldı ne?

İçerde olmak; evlilik üzerine onca şey düşündürmüştür ona. Alışkanlıklar üzerine. Bu sorguları kıza aktarmaya başlar. Belki de Kız’ın “doğru” bildiği kabullerle bir mücadeleye girmek istemesi, aklından geçen başka şeylerle de ilgili olabilir.

Kız: Öyle olması daha iyi değil mi?

Aslında eniştesinin derinlikli konuşmalarından bir haz almaktadır ancak konu ablası ve evlilikleri olmasa. Kendi yorumlarını kendi duruluğu içinde yapmaya devam eder. Bu bir karşı koyuş değildir ama.

Tutuklu: (biraz doğallaşmıştır) İyi kötü orası başka… Ama bizim durumumuzda olanlar için kaçınılmaz bir şey bu. Bütün sıkıntılarıma ortak oldu.. Ne zaman sıkıntıya düşsem, onun yanında aldım soluğu. Ben de istedim ondan bunu. Ama nasıl desem şiirini yitiriverdi bu ortaklık, bir iş ortaklığı oldu.

Evliliğin bir alışkanlığa dönüşüşünü, aynı amaç ve beklentilerle anlatmaya devam eder.

Kız: Mutsuzluğa uğradığınızı söyleyemezsiniz herhalde. Herkes sizin evliliğinizi örnek evlilik diye gösterirdi. 

Eniştesinin yaptığı tespitle, ablasınla olan evliliklerini çok basitleştirdiğini düşünerek bu sorgulamanın sınırlarından çekinir.

Tutuklu: (sinirli) Doğrudur. Mutsuz olduğumu söylemek niyetinde değilim zaten. Ama sevişenlerin birbirlerini desteklemelerinde, yüreklendirmelerinde, maddi güçlükleri aşmaktan çok, o güçlükleri görmezlikten gelme çabası vardır. Sevgiyi gündelik kaygılardan kurtarma çabasıdır bu. Yoksa gerçek bir iş birliği değil.

Kız’ın kırmızıçizgileri onu sinirlendirir biraz. Konunun farklı bir yanıyla ilgilendiğini anlatmaya çalışır. Değersiz değil ama her şeyi unutturan bir aşk da değil artık demeye çalışır, evlilikler için. Evliliklerin çoğunun bir iş ortaklığına dönüşmesinden yakınır.

Kız: Sizin ki? 

Kız bu iş ortaklığı durumunun onların evlilikleri için geçerli olup olmadığını, olmadığını umarak ve o beklentiyi eniştesine hissettirerek sorar. 

Tutuklu: Bizimki gerçek bir işbirliği oldu.(susma) (Tutuklu birden bağırır gibi.) Durma durma konuş, daha konuş hadi.

İşte o istenilmeyen yanıtı verir Tutuklu. Bunun üzerine oluşan sessizlikten ise rahatsız olur. Bu yarım saat en azından dolu dolu geçmelidir.

Kız: (şaşırmıştır) Şey diyecektim ben de… Ablam o kadar derin düşünmez. Ben de olsam ben de düşünmezdim. Demek kadınlar erkeklerden başka türlü düşünüyorlar bu işte.

Kız aldığı cevaptan dolayı hem şaşırmış hem de üzülmüştür. Kendini toparlar ve durumu normale getirmeye çalışır. Kızın aklı, bu sorgulamaların anlamından ziyade gerekliliğinden yana çalışır.

Tutuklu: Ablan böyle düşünmemiş de olsa, benim böyle düşünmüş olmamın sıkıntısı ikimize yüklenmez mi? (sinirli) Umutsuzluğa kapılıyordum onun yanında. Yeterince kaynaşamadığımızı düşündükçe kendimi suçluyordum. Git gide yabancılaştım yan yana yaşadığım insana. Bu da beni umutsuzlaştırıyordu. (derin bir nefes bırakır, sakinleşmiştir) Burada bütün bu sıkıntılardan kurtuldum. Artık ablanı düşünürken umutsuzluk karışmıyor duygularımın arasına. Ablan tam ablan gibi şimdi. Tam kendisi. Her şeyi ile ve katışıksız…    (gözleri dalar) Böylesi en güzeli.

Tutuklu, kırmızıçizgileri aşar. İşi tamamen kendi evliliklerine getirir ve söyledikleri dolaysızdır. Kendi zihninde yarattığı kadının, ona, eşi olan ve gündeliğe bulanmış ilişkilerinin içindeki kadından daha iyi geldiğini söyler.  Adamın Tutukluluk durumunun tam da özetidir bu hal. 

Kız: (belli belirsiz gülümseyerek) Doğru anladıysam, buraya girdikten sonra, ablamı daha çok sevdiğinizi söylüyorsunuz değil mi?

Kendince ve Tutuklu’ya iyi geleceğini umduğu yanıyla anlar onun anlattıklarını.

Tutuklu: (kızgın) Sen beni aptal yerine mi koyuyorsun? Hayır biraz daha zorlasan, ayrılık sevişme ateşini körükler diyeceksin? Beni romantik bir aşık konumuna sokup kepaze edeceksin. Ne ilgisi var benim söylediklerimle senin söylediklerinin. Aklını çalıştırsana biraz. Gereksiz bir yükten kurtuldum diyorum sana. Anlamıyor musun?

Tutuklu tüm o koşullardan(evli oluşu, onun için üzülen biri olması dışarıda, karşısındaki kişinin baldızı olması) bağımsız, en acıtıcı noktalardaki sorgulamalarını açık eder. Anlatma derdindedir hala.

Kız: (alınmıştır) Ablam size hiçbir zaman yük olmazdı enişte, sizi bir gün bile üzmemiştir.

Kız çoğunlukla eniştesinin söylediklerini anlamak istediği şekilde yani iyiye yorumlarken burada eniştesinin çok net çıkışına ilk defa o da bu kadar net itiraz eder.

Tutuklu: (kısık bir sesle ama bağırır gibi) Tamam tamam uzatma kes. (Kız’ı yatıştırmak istercesine) Belki içeri girmek sinirlerimi bozdu, kuruntulara düştüm, bir takım üzüntülere kapıldım falan… Ama bunları sana anlatmak biraz güç.

Kız’ı etkileyememek onu sinirlendirir. Sinirini açık ettiğinden dolayı isteksizce de olsa, gönlünü almaya çalışır.

Kız: (durumu takdir etmiştir, yumuşar) Artık sonu gelmiştir inşallah.

Eniştesinin pişman olduğunu, içinde bulunduğu durumun getirdiği bir sinirlilik hali olduğunu düşünür ve sakinlikle davranır.

Tutuklu: (gözlerini kapar, açar) Kendimi tutayım diyorum ama tutamıyorum. Yine yanlış anladın. Dinle bak! Bir kadını tamamıyla anlayamayacağımı düşünmüşümdür çoğu zaman. Nereye kadar bilir misin? Benim duyduğum bir sesi o duyamaz, benim görmediğim bir rengi o görür… Buraya kadar. Kuşla balık arasındaki ayrım gibi yani. İşte içerdekilerle dışarıdakiler arasında böyle bir ayrım varmış meğer. Onu da bugün anladım. Ne kadar ezbere yaşıyorsunuz dışarıda, biliyor musun? Hiçbir şeyin gerçeğini şöyle ucundan olsun göremiyorsunuz.

Tutuklu düşünce gücüyle vardığı ve onu pek de bir aydınlığa erdirdiğini, mutlu ettiğini düşündüğü bulgulardan ve bu süreçten Kız’ın “hastalıklı” bir durum gibi söz etmesinden yeniden sinirlenir. Bu sefer, o siniri bir bağırmaya değil daha ayrıntılı biçimde anlatma çabasına dönüşür.

(Susma. Tutuklu duvar saatinin önüne dikilir saate bakar.)

Kız: (iyi bir cevap bekleyerek) Yakın mı?

Eniştesinin sesini yükseltmesi, ağız dolusu konuşması. Kız tüm bunları olgunlukla karşılamaya çalışır. Bu repliği atmadan önce eniştesinin arkasından bakar, kısmen acıma ile duygusu ile sorar. Ama odaya ilk girdiği saatlere göre daha rahat bir iletişimdedir.

Tutuklu: (döner) Ne?

Saatin önünde durmak, Kız gelene kadar aklından geçenleri, kendi durumunu tüm gücüyle hatırlatır Tutuklu’ya. Bunu bir şekilde Kız’a yansıtmalıdır. Ama ilk soru Kız’dan gelir. Aklında bunlar dolaşırken, gözlemevindeki durumuyla ilgili sorularına yanıtlar verir Kız’ın.

Kız: Buradan çıkmanız diyorum. Bugün görüştürdüler diye… umutlandım da…

Kız aslında eniştesi hakkında bu tür güzel (yani buradaki gibi onun iyiliğini düşündüğünü belirten bir cümle)cümleler kurarken çekinmektedir. Daha önce eniştesi ile birebir çok konuşmadıklarından ve eniştesinden çekindiği için.

Tutuklu: Buradaki işimiz bitti.

Aynı minvalde.

Kız: Çok şükür.

İçtenlikle söylenmiş bir cümle. Aslında bu konuya belki konuyu değiştirmek gibi başka bir nedenden başlamış olsa da bu andan itibaren ilgisi tamamen bu yöndedir.

Tutuklu: Yarın gidiyorum

Aynı minvalde.

Kız: Nereye?

Merkeze gideceğini öğrendiği anda Kız birden telaşlanır, donakalmıştır. Zira orada bulunduğu süre boyunca Tutuklu’yu çıkartacaklarını düşünmektedir hala, belki bu yüzden eniştesinin sarf ettiği cümleleri, kafası karışık halini hep telaşa girmeden,  “az kaldı, geçecek” umuduyla dinlemiştir.

Tutuklu: Merkeze.

Aynı minvalde.

Kız: Merkez neresi?

Üzücü.

Tutuklu: Bilmiyorum.

Aynı minvalde.

(Tutuklu dolaşır, uzunca bir susma) Tüm bunları, Kız’a yöneltecek sohbeti bulmaya çalışır dolaşma sırasında.  Ama belki de bulmaya çalıştığı şeyi, bu amaçla bulmaya çalıştığının farkında değildir. Ama konunun abla, kendi cinsel açlığı ve bunun baldızla konuşulması seyrine girmesi istenilen durumdur Tutuklu için. Bilinçli ya da bilinçsiz.

Tutuklu: (birden kızın önünde durur) Sana bir şey söyleyeceğim.

Bulur.

Kız: Buyur enişte

Şimdi kulaklarını daha bir açarak dinlemektedir eniştesini. Çünkü işin ciddiyetini fark etmiştir. (yani eniştesinin buradan henüz çıkamayacağını)

Tutuklu: Şu enişte lafını kaldır önce.

İlk adım: “Enişte” lafından kurtulmak.

Kız: Peki enişte.(gülmeye başlar) Kusura bakmayın alışmışım.(Eniştesinin konuşmasını bekler)

Yukarıdaki ile aynı heyecanla ve ilgiyle dinlemektedir. Fakat “peki enişte” lafı heyecanla ağzından çıktıktan sonra eniştesinin bu sözü onu tedirgin etmiştir. O yüzden şimdi eniştesinin ne söyleyeceği tedirginlikle birlikte daha bir merak uyandırmıştır onda.

Tutuklu: (anlamsız, Kız’ın yüzüne bakar) Sende ablanın resmi var mı?

Sorar.

Kız: Bu muydu söyleyeceğiniz?

Rahatlama ve mutluluk.

Tutuklu: Sen başka bir şey mi sandın? Ne sandın?

Kız’ın başka bir soru bekliyor olduğunu düşünmek, onu bir an çok tetikler.

Kız: (sıkıntılı) Yoo başka bir şey falan sanmadım. Yanımda yok. Üzüldüm buna.

Yakalanmışlık hissi. Aslında bu yakalanmışlık Kız’ın ne düşündüğünü eniştesinin anlamasından ziyade daha çok ikisinin de aynı şeyi düşünmüş olmasının verdiği bir rahatsızlık. Bu yüzden Kız hemen gözlerini kaçırır ve lafı değiştirir.

Tutuklu: Bende de yok.

Beklediği gibi bir şey çıkmaz oradan.

Kız: Söyleyeyim mi getirsin?

Aradaki kısacık suskunluk bile Kız’ı rahatsız eder bu yüzden heyecanla girer lafa.

Tutuklu: Nereye getirecek? (Kız’ın yüzüne bakar) Ablan sana benzer mi?

Durumunun idrak edilememesinin yarattığı yıpranmışlık ve sinirle:”nereye getirecek”. Karısıyla baldızının benzerliğini bulmaya çalışması aslında başka bir şeyi işletir onda: ilk perdede anlattıklarından, Tutuklu’nun cinsel ihtiyaçlarının karısının bedeninde somutlaştığını ama karısının yüzünü hatırlamadığını biliyoruz.

Kız: (şaşkın) Benzer biraz.

Kız aklına gelen ama kabullenemediği düşünceleri (eniştesinin onun hakkındaki düşünceleri) gitgide görmezden gelememektedir. Bu soru onu fazlasıyla rahatsız eder. Hala anlamazlıktan gelerek, zoraki bir gülümseme ile atar bu repliği.

Tutuklu: (Kız’ı uzun uzun süzer) Biraz öyle mi?

O “biraz benzeme”yi merak eder. Tüm bunlar hafif taciz içeriklidir. Tutuklu, baldız gelmeden hemen önceki durumuna dönmüştür tamamen.

Tutuklu: Ayağa kalk bakayım! (Kız ayağa kalkar. Tutuklu onun etrafında dolaşır) Vücut yapısı tıpkı. Otur. (Kız oturur) Ama yüzünüz benziyor mu onu bilmiyorum.

Baldızın vücudunun karısıyla aynı olması, onda baldıza yönelik cinsel çağrışımları artırır. Zaten karısının da yüzünü hayal edememektedir. Ama belki de o benzerliği görmek istemektedir. Bakarken hiç görmemiştir belki de Kız’ı. (perdenin sonundaki replikler düşünülürse)

Kız: Kardeş kardeşe benzemez olur mu?

Hem konuyu bir an önce kapatmak ister, hem de ve de en önemlisi kardeş olduklarını hatırlatır.

Tutuklu: (kendini acındırarak) Yüzünü bulamıyorum ablanın. Aylardır gözümün önüne getiremiyorum bir türlü. Buraya girdikten iki ay sonra oldu bu. Bir gece düşünürken düşünürken yitiriverdim yüzünü. O gece dalgınlığıma verdim aldırmadım. Sabah kalkınca bavuldan fotoğrafını çıkardım, baktım. Ama fotoğraftaki yüzle aklımdaki yüzün hiç bir ilgisi kalmamıştı. Böyle olunca sinirlendim, yırttım attım fotoğrafı. O günden beri kapalı bir odada kalmış eşek arısı gibi vın vın vın arayıp duruyorum yüzünü. Bugün o yüzden o kadar heyecanlandım. Sanki ilk kez görecektim yüzünü. Seni görünce buymuş demek dedim yüzü. Sonradan sen olduğunu anladım.

Tutuklu için karısının yüzünü yitirmek meselesi, içinde birçok duygu barındıran bir konudur. Bu, karısının hayalinin, karısının kendisinden başka bir şeye dönüştüğü meselesidir aslında. Örneğin bu, cinsel ihtiyacın kendisinin de, artık az da olsa karısından bağımsız hale geldiğini de anlatır. Karısını görmeyi beklerkenki heyecanı, tüm bunların sorgulandığı, onun zihninin içiyle “gerçek” olanın ne kadar uyuştuğu ölçümünün yapıldığı anlamında bir heyecandır da aslında. Bunu az da olsa Kız’a anlatır.

Tutuklu: Nane limon kaynattınız mı?

Kız etkilenmiştir anlattıklarından. “İçerde” olmanın ruh halini görür gibi olmuştur Kız. Bu sefer, Tutuklu onu oradan döndürmek üzere hamle yapar. ”Nane limon kaynattınız mı?”

Kız: Hayır kıvrandı durdu.

Büyük bir istekle cevap verir. Zira onun istediği konuya geçilir.

(Kısa bir susma. Tutuklu kendisini toplar. Gülümser. Sonra Kız’ı süzer bir süre.)

Niye bu hamleyi yapar? Tutuklu için, Kız’ın asıl idrak etmesini istediği durum bu değildir. Daha oraya gelmemiştir. Gelecek midir bilinmez.

Tutuklu: Bunları da anlatacak mısın ablana?

Kız’ın onu iyi görmesi, görüştürmelerinden umutlanması durumlarına bir göndermedir. Aslında pek de iyi değilim demiştir.

Kız: Buraya gelseydi sizden dinlemeyecek miydi zaten?

Merhamet duymaya başlar eskisi gibi. Az önce belki de yanlış anladığını düşündü.

Tutuklu: Buraya gelseydi benden dinleyeceği başka şeyler de olacaktı ablanın.

Ayrıca hala bilmediği bir konu olduğunu da sezdirir Kız’a.

Kız: Bana söylemez misiniz enişte?

Yardımcı olmaya çalışır.

Tutuklu: Aracı ile anlatılamayacak şeyler… Şimdi ne desem boş, anlamsız.

Biraz daha sezdirir. Ama anlatmak isteyip istemediği, buna karar verip vermediği belli olmaz hala.

(Susma)

Tutuklu eğer karısı gelseydi, yaşanması olası yarım saati düşünür ve artık bunu düşünürken hırçın değildir ama bu susma boyunca aklından geçenler onu duruma ve Kız’a karşı sinirlendirmekten de alıkoymaz.

Kız: Ah keşke gelseydi… Baş başa konuşabilecekmişsiniz. Yanımıza bir nöbetçi bile koymadılar.

“Yanımıza bir nöbetçi bile koymadılar” bu lafı neden dediğini hala ben bile anlamıyorum J

Tutuklu: Hı?

Tüm bunları düşünürken Kız’ın söylediklerinden yalnızca son kısmı duyar:“Yanımıza bir nöbetçi bile koymadılar.” O “Hı?”, Tutuklu’nun bilinçaltına, onu yönlendiren dürtülere, “Neden olmasın”lı soruların hafif hafif sorulduğu o anlara kadar bir hali anlatır Tutuklu’da. 

Kız: Keşke gelseydi ablam diyorum.

Yanlış anlaşılma telaşıyla ama bunu belli etmeden.

Tutuklu: Hıııı…

“Ablasını diyor ablasını.”

( Susma)

Boşa çıkan bu kısa umutlanma ve demin aklına gelenler Tutuklu’yu yine o hırçın hale geri döndürmüştür.

Kız: Sizden sorup öğrenmek istediğim çok şey var enişte. Ama laf oradan oraya gidiyor. Geldiğimden beri daha doğru dürüst konuşamadık bile. Size dair ne öğrendim ablam sorsa ne anlatacağım hemen hemen hiç. Yarın gidiyorum dediniz. Nereye gideceğinizi bilmiyorsunuz öyle mi? Peki biz nerden öğreneceğiz bunu.

Konuyu kendisinin yanlış bir yere getirdiğinin farkındadır belki de. Eniştesini yine daldığı yerden çıkarmak ister. Bu lafları kız kafasında biraz toparlamış olabilir gibi geliyor ayrıca bana.

Tutuklu: Öğrenirsiniz.

Konumuz bu değil.

Kız: Bugün görüştüreceklerini biliyordunuz da niçin açık açık yazmadınız?

Eniştesinin vurdumduymaz tavrına tepki verir, hafifçe sesini yükseltir.

Tutuklu: Bütün bunları öğrenmek istiyor musun?

Anlatacaklarından sonra Kız’ın kendini iyi hissetmeyeceğini sezdirir ona.

Kız: Elbette… Ablama anlatmak için.

“Elbette” ile Kız kendinden emin bir çıkış yapar, sonra sanki “kendim için değil ablam için öğrenmek istiyorum” der gibi geri adım atar.

Tutuklu: Bilmiyorum, ablana anlatacak mısın.

Ablaya nasıl anlatılacak ki?

Kız: Niçin anlatmayayım?

Eniştesinin anlatacaklarından şüphe ve tedirginlik duyar.

Tutuklu: Şimdi öğreneceksin, dinle öyleyse!.. (masayı işaret eder.) Baş komiser, Salı günü beni çağırttı. Öyle sorgu için falan değil dedi, oturttu, sigara verdi, halimi hatırımı sordu.

Tutuklu olanları Kız’a anlatmaya başlar. Hem yeniden aklına üşüşen durumun etkisiyle hem de Kız’ın onun haline yönelik o durumu bilmeden yaptığı yorumlardan kurtulmak için bunu yapar. Öfkelenir giderek.

Kız: Ne iyi! Demek anladılar suçsuz olduğunuzu?

Can kulağıyla dinler, iyimserliğini korur.

Tutuklu: Sen benim suçsuz olduğuma inanıyor musun?

Kız’ı yoklar. Belki de böyle bir şeyin suç olup olmadığına Kız’ın karar verememiş olduğundan onu suçsuz bulabileceğini düşünür. O soru onu arar aslında.

Kız: Elbette

Eniştesi bu soruyu sorunca bir an tereddüde düşer.

Tutuklu: Ama onlar inanmıyorlar.

Kız’ın sorusunu şimdi yanıtlar. Suçsuz olduğuna kanaat getirdikleri için çağırmıyor Komiser. “Ah ah o kadar uzaksın ki.”

Kız: İnanmıyorlar da…

İyimserliğini korur.

Tutuklu: Neden bana iyi davrandı, halimi hatırımı sordu diyeceksin?

Tamam biliyorum neye şaşırdığını.

Kız: Evet.

İyimserliğini korur.

Tutuklu: İş başka insanlık başka.

(Komiser’in lafı) Burası farklı bir yer.

Kız: İyi bir adam öyleyse.

Belki de eniştesinin komiser üzerinden anlattıklarından sürekli komiser hakkında olumlu veriler yakalayıp eniştesine durumu daha katlanır hale getirmek istiyor. (toplumsal bir alışkanlık bir bakıma)

Tutuklu: İyilikle bir ilgisi yok bunun.

Anlamıyor ki.

Kız: Nasıl olur?

Anlayamamanın getirdiği bir “nasıl olur”dan ziyade kabul etmemenin getirdiği bir “nasıl olur”

Tutuklu: Ben de anlamadım nasıl olduğunu.

O kadar garip işte ben de anlamadım.

Kız: Ne dedi size?

Tekrar bir manevra daha alır olumlu sonuç çıkartabilmek için.

Tutuklu: Bu kadar aydır en çok neyin özlemini duyduğumu sordu.

Şimdi nasıl bakacaksın yüzüme bakalım.  

Kız: Dostça, değil mi?

Benzer amaçla.

Tutuklu: (kafa sallar) Ben de, karımı özlediğimi söyledim. (Kız’ın yüzüne dikkatli dikkatli bakar)

Onca şeyin içinde karımı dedim. Duyuyor musun acaba? Gözlerini ondan ayırmaz.

Kız: (utancını saklamaya çalışarak) Tabi, değil mi ya!

Hiç beklemediği bir cevaptı bu sohbette. Eniştesinin, o gün onun gelmesinden duyduğu rahatsızlığı yüzüne vurmasıydı bu. Bir özür borcu olduğunu düşünür, fakat bu konuda konuşma cesareti bulamaz ve belli belirsiz bir sesle cevaplar.

Tutuklu: O da söz verdi, cumartesi günü gelsin, sizi bu odada görüştüreyim dedi. Ama bunu mektupta yazamazdım. Çünkü kendi kendine karar vermiş baş komiser, kimseden izin almadan.

Niye buradasın, niye kimse yok, niye allak bullağım, niye hiç de öyle görmek istediğin gibi iyi değilim, niye karımın gelmemesine bu kadar içerledim. Anladın mı?

115.Kız: Gizli olarak, öyle mi?

Aslında öylesine sorulmuş bir soru, yani sorunun anlamı ya da eniştesinin vereceği cevap önemli değil; o boşluğu dolduran belki zaman kazandıran bir soru.

Tutuklu: Evet.

Evet.

Kız: Bugünün önemini şimdi daha iyi anlıyorum. Ablamın hastalanması çok aksi oldu.

Eniştesinin bu konuda ondan artık bir özür, bir cevap, bir hatasını kabullenme beklediğini düşünür… Kaçamayacağını anlar ve burada onun bulunmasının ne kadar gereksiz olduğunu söyler. Hemen arkasından da ama kendi suçu olmadığını, ablasının hastalanmasından dolayı olduğunu söylemeye çalışır.

(Birden kızarır önüne bakar.)

Tutuklu: Anladın mı?

Hemen anladın değil mi? (hemen anlamış gibi davranmasına sinirlenir.)

(Kız başı önünde başını sallar)

Tutuklu: Kaldır başını

Bana bak bana. Anlamak için bana bak.(sinirlenir)

(Kız başını kaldırır)

Tutuklu: Anladın mı?

Her şeyi anladın mı? Ne anladın ki hemen? “Gelseydi güzel olurdu, tüh gelmedi” bu mu? (bağırır, patlamaya yakındır)

(Kız “evet” anlamında başını sallar.)

Tutuklu: Hayır, anlamadın daha. Yüzüme bak da dinle. Salı gününden beri bu günü ablanın geleceği günü bekleyerek uyku bile uyumadım. Sinirlerim gerildikçe gerildi. Gerildikçe gerildi. (bir an) Onunla yatacaktım bugün, burada yatacaktım.

Hiçbir şey anlamadın. Salı gününden beri gelecek diye bekledim. Ve asıl bomba: Onla yatacaktık burada. Bunu da duysun ister. (dişlerinin arasından konuşur. Çok sinirlidir.)

(Kız başını önüne eğer.)

Tutuklu: Ve bu istek başka kaygılarımın hiçbirine başkaldırma fırsatı vermeden beni kendine köle etti. (konuştukça coşar) Yediğim yemekte içtiğim suda hep onu görüyordum. Sadece dişi olarak anlıyor musun, bütün öteki ilişkilerinden, görevlerinden, sıfatlarından sıyrılmış, canlı, güçlü, değişen ve değiştiren bir kadın. (sesini yükseltir.) Bu gün onu bekliyordum. Onu istiyordum bugün. Gelseydi elime geçen bir fırsatı kullanmış olmayacaktım, şimdi de bir fırsatı kaçırmış olduğum için üzülmüyorum zaten. Bak burasını iyi anla, ne olur iyi anla. Benliğimin yok olup olmaması meselesi bu. Niçin yürüyorum, niçin şu pencerenin önüne gidip duruyorum, niçin susuyorum, niçin konuşuyorum, niçin dayanıyorum. Hiç bilmiyorum, hiç. Ben de güç olarak ne varsa, hepsi bir kadının, yüzünü yitirdiğim bir kadının dişiliğine bağlanmış durumda ve beş gündür buna inanmışken (bağırır) Gelmiyor! Anladın mı şimdi?

Bu istek öyle basit bir sevişme isteği değil. Kendilik algımın yeniden yerine gelmesi için bir zorunluluktu. ( asıl bu tiratta patlar.)

(Tutuklu komiserin masasına gider. Masasının üstündeki leblebi kasesinden birkaç leblebi alır ve sonra kaseyi Kız’a uzatır.) 

Tutuklu: Leblebi al.

Leblebiyi hep Kız’ın onu anlayıp üzüldüğü, onun kendine kapıldığı anlarda Kız’a uzatır. İçerdelik durumuna adım atmanın giriş hediyesi gibidir.

Kız: (ağlamaktadır. Elini uzatır birkaç leblebi alır.) Teşekkür ederim.

Ne olduğunu anlamadan, ne söylediğini bilmeden.

Tutuklu: (leblebileri ağzına atar.) Bir şey değil.

Ne demek !!

(Tutuklu elindeki kaseyi masaya bırakır. Bu sırada kız iskemleden kalkar. Leblebiler elinde kalmıştır.)

Kız: (heyecanlıdır) Benimki büyük bir talihsizlik! İstemeden düştüğüm şu duruma bakın! Sizden af dilesem.. bir suç işlemedim ki af dileyim. Özür dilesem.. bir yanlışlık yapmadım ki… Ama burada bulunmam gene de büyük bir suç, büyük bir hata oldu enişte.

Kız başından beri kendini suçlu hisseder, fakat bu aslında biraz bencilcedir. Yani gerçekten eniştesinin ablasının yerine kendisini görmüş olmanın verebileceği üzüntüyü anladığından değil kendisini orada bulunmaktan ötürü kötü hissetmektedir. Eniştesinin biraz önce sarf ettiği sözleri aklını başına getirmiştir. Bu sefer kendini gerçekten kötü hisseder çünkü eniştesinin durumunu asıl şimdi anlamıştır.

Tutuklu: (soğukkanlı) Otur otur.(pencereye doğru gider.)

Kız’ın haklı olduğunu düşünür, tamam üzülme. Komiser de onun sürekli oturmasını ister.

Kız: (onun arkasından gider) Bana başka söyleyeceğiniz bir şey var mı?

Gitmek istemektedir. Varlığını orada rahatsız edici hissetmiştir.

Tutuklu: (Kız’ a arkası dönüktür.) Otur otur.

Ama üzülmesi için anlatmadı aslında. Anlatmak istedi. Şimdi ise, onunla bunu daha çok konuşmak istiyor. Belki de ondan bu durumuna bir çözüm umuyor.

(Kız çaresiz döner. Bu sefer iskemleye değil, kanepeye oturur. Başını önüne eğer, bekler. Tutuklu pencereden dönünce Kız’ı kanepede görür, uzun uzun bakar. Heyecanlanmıştır)

Tutuklu: Gitmek mi istiyorsun?

Kız o kanepeye oturmasa, o aklının bir yerlerinde gidip gelen acabalar, belkiler hiç onu tetikler hale gelemeyecekti belki de. Heyecanlanmıştır artık işte. Sevişelim git o zaman demek için sormuş gibidir. Zaten burada sorduğu soruların cevaplarını hiç duymaz.

Kız: Sizi daha fazla üzmemek için… müsaade ederseniz!

Aslında kendi de rahatsızdır ama onu rahatsız ettiğini düşündüğü için gitmek istediğini söyler.

Tutuklu: (duvar saatine bakar) Yarım saat demişti.

Zaman.

Kız: Komiser mi?

Eniştesinden tedirgin olmuştur ve yine vakit kazandıran anlamsız sorulardan biri.

Tutuklu: Evet. Daha vaktimiz var.

Daha vaktimiz var derken, bunu öyle bir söyler ki, başka bir şey çağrıştırdığı kesindir.

Kız: (sıkıntılı durumdan kurtulmak istercesine) Altmışbeş lira getirdim, çamaşırlarınız da yıkandı, ütülendi. Kitap getiremedim. Biliyorsunuz, kitaba müsaade etmiyorlar.

Benzer amaçla yeni bir konu açar. Cümleler kesik kesiktir çünkü eniştesinin bakışları sürdükçe o da yeni bir cümleye geçer ve nihayet tıkanır. Yani son cümlede eniştesi söze girmemiş olsa devam edemeyecekmiş gibidir.

Tutuklu: (ağır ağır onun önüne gelir durur) Üzülecek bir şey yok, ablan hastalandı sen geldin.

Ağır ağır yürümesi, söyledikleriyle zıt bir ritm içerir. Ve bu taciz niteliğindedir.

Kız: (sıkıntı içinde) Midesi tuttu… Tutunca da…

Ne söyleyeceğini bilemez, korkmadığını, sakin olduğunu göstermek ister, tam tersi durumdayken.

Tutuklu: Sen geldin.

Artık ablan yok sen varsın.

Kız: (korkak) Evet

Sanki biraz daha konuşarak eniştesinin yapacağını sezdiği eylemi engellemek ister fakat çaresiz, bu kelime bile belli belirsiz zoraki çıkar ağzından.

Tutuklu: (dik dik bakarak) Öyleyse?

Öyleyse?

Kız: Enişte!

En korktuğu şey, aklına getirmekten bile çekineceği durum. En anlamak istemeyeceği anlam. Tüm bunların olma ihtimali. Korku, sakınma.

(Telefon çalar. İkisi de telefona bakarlar. Telefon bir daha, bir daha, üç defa çaldıktan sonra durur.)

Mekanın kendini ilk hatırlatması. Kız’ın tedirginliği daha da artar. Her yerden sıkışmıştır.

Kız: (ayağa kalkar) Ben gideyim artık.

Sıkıntısını saklamaya çalışır, bir şey olmamış gibi.

Tutuklu: Otur otur. ( Kız’ın tereddüt ettiğini görünce daha kesin konuşur.) Otur diyorum sana! ( Kız istemeden oturur. Korku içindedir.) Ablan gelseydi bu kanepede oturacaktı.

Durumunu anlatmış, ablası yoksa da onun olduğunu söyleyerek bir şeyleri ima etmeye devam etmektedir.

Kız: Belki de…

Eniştesinin ani bağırışı onu korkutmuştur. Eniştesinin son cümlesi daha da korkuya neden olur. Kız sürekli “ o an”dan kaçmaya ve anlamamış görünmeye çalışır. Bu yüzden uysal davranır.

Tutuklu: Belki değil muhakkak. Üstelik de senin gibi gitmek için acele etmeyecekti.

Aynı minvalde

Kız: Etmezdi…

Aynı minvalde

Tutuklu: Sen niye acele ediyorsun?

Aynı minvalde

(Bakışırlar.)

Kız: Ablam hasta da…

Aynı minvalde

Tutuklu: Korkuyor musun?

Anladığını varsayar, “anladın ama çekiniyorsun” dimi der.

Kız: (gülümsemeye çalışır.) Niye korkayım?!

Anlamazlıktan gelmeye devam eder.

(Tutuklu hızla kapıya gider, kapıyı kilitler sonra döner Kız’a bakar. Kız ayağa kalkmıştır.)

Tutuklu: Soyun.

İşte en direkt haliyle söyleyiverir.

Kız: Enişte!

O ihtimal olmuştur. Dili damağına yapışır. Birçok olumsuz duygu iç içe.

Tutuklu: (ağır ağır yürüyerek) Bırak şu enişte lafını soyun.

Kız’ı görmez ve duymaz. Ona ne yaptığının hiç farkında değildir.

Kız: Delirdiniz mi!

Art anlamı olmayan refleks cümleler.

Tutuklu:  Çok az vaktimiz kaldı.

Zaman

Kız: Kendinize gelin lütfen!

Aynı minvalde.

Tutuklu: (durur, başını yumruklar) Ah şu dışarıdakiler! Demek hiçbirinde akıl yok bunların aklın şu kadar yok. Yapmacık bir düzenin içinde kuklalar gibi oynayıp duruyorlar. Aptallığı bırak şimdi. Hadi!

Onun aklına o kadar yatmaktadır ki Kız’dan istediği şey.

Kız: Benden ne istiyorsunuz?

Sezmektedir ama anlamamalıdır. Anlamamış olarak konuşmaya devam etmek ister. Bunu eniştesinden de ister bir yanıyla bu replikle.

Tutuklu: Anlamazlıktan geleceksin de ne olacak sanki? Lafı uzatmaktan vakit kaybetmekten başka ne işe yarar bu? Seninle yatmak istiyorum. Bağırayım mı? (bağırır) Seninle yatmak istiyorum… (sakin) Anladın mı şimdi?

Anlamıyor gibi davranmasına sinirlenir. En kaba haliyle söyler. (sinirli bir alay)

(Kapı tokmağı oynar, ikisi de bunu görür ve kapıya bakarlar )

Mekanın kendini ikinci hatırlatması. Kız’ın tedirginliği iyice artar.

Kız: Ben gidiyorum.

İçinde bulunduğu durumu sorgular ve öfkeyle söyler.

Tutuklu: Bir yere gidemezsin. 

En haşin hareketini yapar. Kız’ı hiç duymamasının ve görmemesinin nihai sonucu.

(Kız, eniştesinin yanından hızla geçerek kapıya yönelir. Fakat tutuklu kolundan yakalar ve kanepeden yana fırlatır. Kız, kanepenin üstüne düşer, etekleri açılır.)

Kız: (eteklerini toplar.) Kendinize gelin!

Ağzından çıkması kontrolü dışında olmuştur. Can havliyle.

Tutuklu: (pişmandır) Zorbalıktan nefret ederim, affedersin.

Kendine gelir.

(Tutuklu alnını, ensesini ovuşturur, dolaşır. Kızla hiç ilgilenmez görünür. Kız bunun geçici bir kriz olduğu umuduna kapılmış, işlerin düzeleceğini bekleyerek, tutukluyu gözleriyle izlemektedir.)

Tutuklu kafasını toplamaya çalışır ama hala onu yöneten itkinin çemberindedir.

Kız: (şefkatli) Bir kriz geçirdiniz. Olmamış sayalım bunu. İkimizin arasında kalsın. Zaten ikimizin arasında geçti. Ortada affedilecek bir olay da yok bence. İçinizde bulunduğunuz durumu göz önünde tutarak, size karşı anlayışlı olmam gerekiyor. Olanı biteni hatırlamayacağız bile, görürsünüz.(durur, Tutukluya bakar, daha şefkatli) Üzülmeyin artık hadi, bitti, geçti.

Cümleler yine kesik kesik çıkar ağzından çünkü en üste çıkan ve bastırmak isteyip de bastıramadığı duygusu korkudur. Ama bir yandan eniştesini sakinleştirip bu olayı yaşanmamış saymaya çalışmalıdır.

Tutuklu: (bir iskemleye çöker) Daha konuş konuş. Demek şefkate de ihtiyacım varmış.

Tutuklu yaptığından, fiziksel bir zorlama yapmış olmaktan sıkıntı duyar ama bu talebinin haklı bir talep olduğu fikrindedir hala. Kız’ın bu durumu normalleştirme çabasıyla alay eder. Kız’ın bunu anlamayacağı şekliyle.

Kız: Kendinizi dinlediniz, hayal gücünüzü yordunuz, sinirleriniz yapıldı.

Kız içine düştüğü durumdan çıkmak için eniştesine onu anladığını böyle bir durumda bu tür “hataların” olabileceğini ima eder ve sürekli bunu ‘geçti gitti’ye getirmek niyetindedir. 

Tutuklu: Ne güzel, ne güzel.

Aynı  minvalde.

Kız: Buradan çıkacağınız günü bekleyerek, dayanılmaz bir sabırdan sonra artık yorgun düştünüz.

Söylediği lafların işe yaradığını düşünür devam eder.

Tutuklu: Teşekkür ederim, çok teşekkür ederim.

Aynı minvalde.

Kız: Sizi anlayabildimse, hele yardımcı olabildimse ne mutlu bana!

Kız amacına ulaştığını düşünür, hatta orada bulunduğu süre içerisinde ilk defa eniştesi için bir şey yaptığını hissetmiştir belki de.

Tutuklu: (başını kaldırır) Beni anlaman pek de gerekli değil, bana yardımcı olman gerekli.

Alay ettiğini sezdirir biraz.

Kız: (şefkatle) Yardımcı olabildim mi size?

Aynı minvalde.

Tutuklu: Daha başlangıçtayız. (yumuşak, tatlı bir sesle) Soyun artık.

Aynı noktada olduğu anlaşılır.

Kız: Yine mi?

Buradaki “yine mi” sorusu zaman zaman kafamı karıştırıyor. Yani eniştesinin ikinci kez “soyun” demesi gerçekten bu kadar beklenmedik bir durum mu Kız için. O yüzden de gerçekten safiyane, içten gelen bir “yine mi?”

Tutuklu: Başka ne yapabiliriz? Bak zorbalık etmiyorum, anlayışına güveniyorum senin. İkimizi buraya niçin kapadılar biliyor musun? Burada şu kanepenin üzerinde yatalım diye. Bize bu kolaylığı gösteriyorlar, kapıyı çekip gidiyorlar, baş başa bırakıyorlar. Biz hala gereksiz tartışmalarla vakit öldürüyoruz.

Tutuklu iknaya başlar. Perde sonuna kadar çeşitli mantıksal gerekçelerle Kız’ı ikna etmeye çalışacaktır. Şu anda sadece “kaba” davranmadan, isteğinin doğallığına inandırmaya çalışıyor Kız’ı.

Kız: (konuşmak için gerekli cesareti bulmuştur artık, mantık gücünü kullanarak) Yanılıyorsunuz. Size o kolaylığı benimle değil ablamla yalnız kalmanız için gösterdiler.

Eniştesini sakinleştirme, onun suyuna gitme politikalarının sonuç vermediğini görünce bu kez doğru bildiğini söyleme yoluna girmiştir.

Tutuklu: (sıkıntılı) Onlar için ha ablan olmuş ha sen olmuşsun, hepsi bir.

Kız, onun bu isteğinin kendince saçmalığını, Tutuklu üzerinden değil de, buna izin verenler üzerinden hatırlatmaya çalışır. Tutuklu da o açıdan bir fark olmadığını.

Kız: Kime mektup yazmanızı söylemişti Komiser?

Savunduğu konuda iddialıdır. Kanıt sunar.

Tutuklu: Ablana.

Ablasına tabii.

Kız: Gördünüz mü?

İddiasını sürdürür.

Tutuklu: Bütün sıkıntımın seni görmemekten kaynaklandığını söyleseydim sana mektup yazdıracaklardı.

Bunda anlaşılmayacak bir şey yok.

Kız: Kiminle olursa olsun, bir kadın olsun diye mi düşündünüz?

Burada gerçek bir hayal kırıklığına uğrar, işlerin onun beklediğinden de çetrefilli, planlanmış ve tiksindirici olduğunu görür.  

Tutuklu: (gülümser) Öyle düşündük.

Ya tabi beraber oturduk, dedik ki bana bir kadın bulalım.

Kız: Hayatta inanmazdım.

Diyemediği “yazıklar olsun” anlamında.

Tutuklu: Ben de inanmazdım.

Alaya devam eder.

Kız: Öyleyse ablamın yerine benim gelişimde sizi pek de şaşırtmamıştır?

Eniştesinin o anda nasıl gözünden düştüğünü, onun nasıl biri olduğunu yüzüne vurur.

Tutuklu: Yo.. şaşırdım, şaşırdım ama, şimdiki durumumun da hiç de aşağı kalır yanı yok.

Bunu düşünmemiz ne kadar kötüyse şimdiki durumum da o kadar kötü.

Kız: Anlamadım?

Anlamadı gerçekten.

Tutuklu: Öyle ya… ablan olsaydı burada, o da senin gibi lafı uzatsaydı aptallık olmaz mıydı? Söyle.

Ablası ile Kız arasında onun için bu durumda bir fark olmadığını anlatmaya çalışır hala.

Kız: Ablam olsaydı lafı uzatmazdı. (utanır) Yani öyle sanıyorum. 

Kendini tutamayıp söylediği cümleyi söyler söylemez pişman olmuştur.

Tutuklu: Neden utanmazdı onu da söyle bakalım.

Yakalar. Üstüne gider. Kız’ın “ablam olsa lafı uzatmazdı” repliği, konunun daha açık konuşulması için bir fırsat sunmuştur ona. Heveslenir, bir çocuğu konuşturmaya çalışır gibi.

Kız: Bunları benimle konuşmanız biraz anormal olmuyor mu?

Hemen tekrar eniştesinin suçuna geri döner ve yeniden bir hamleye girişir.

Tutuklu: Ah bu sizin normallik hastalığınız. Dışarıdakilerin hepsinde bu hastalık var! Neymiş söylemeye utandığın? Ablam burada olsaydı lafı uzatmazdı dedin. Ben de bunun nedenini sordum sana. Utanıyor musun söylemeye?

İçerde olmanın filozofluğu. Aynı minvalde üstüne gider Kız’ın.

Kız: (konuşmaktan başka çare kalmadığını anlamıştır) Ablam karınız sizin.

Buraya kadar ya tartışmaya girmekten kaçınır ya da üstü kapalı bir şeyler söyler. Burada “ablasının karısı olma halini” yüzüne çarpar.

Tutuklu: Benimle yatması da görevi değil mi?

İçerdelik filozofluğu. Sevişmek, nikahlı eş olmak, görev.

Kız: Belki de isteği. 

Eniştesinin aklına “istek” olabileceğinin hiç gelmemiş olmasına hayret edercesine söyler yine.

Tutuklu: Ablan bu isteği, benim karım olduğu için mi duyar demek istiyorsun?

Aynı minval üzerine.

Kız:  Evet.

Birinin karısı olmak; sevmektir, aşktır, emektir ve yatmaktır Kız için.

Tutuklu: Aklın yatıyor mu bu söylediğine? Bir kadına yatma isteği duyuran şey, bir adamın karısı olmak sıfatı mıdır?

O kadar anlayamazlar ki birbirlerini.

Kız: Hayır, alışması.

Eniştesinin alaycı, çok bilir tavrına karşı kendi bildiklerini sakinlikle, yalınlıkla savunur.

Tutuklu: Demek sen alışmadığın için böyle bir istek duymuyorsun?

Kız doğru bir şeyi yanlış cümlelerle savunur, Tutuklu da bu kozu iyi kullanır. Sorguyu Kız’a yöneltir.

Kız: Beni bırakın rica ederim.

Kendisinin böylesine bir muhabbetin içinde isminin geçmesinden bile müthiş bir rahatsızlık duyduğunu belirtir.

Tutuklu: (alay ederek) Kocaları alıştırmasa, kadınlar böyle bir istek duymayacaklar. Ne tuhaf!… Sorabilir miyim küçük hanım, bir alışkanlık kazanmak için mi evleneceksiniz?

İşte.

Kız: Bir adamın karısıyla yalnız kalması, başka bir kadınla yalnız kalmasına benzetilemez, benim söylediğim buydu… Oysa siz dolambaçlı yollardan gidiyorsunuz.

Kız eniştesinin kıvrak diliyle köşeye sıkıştırıldığını hisseder fakat inatçı ve kararlı görünür.

Tutuklu: Dolambaçlı yollardan giden kim? Sen misin yoksa ben miyim? Anlayalım şunu. Bugün ben ablanla yatacaktım, her şey buna göre hazırlanmıştı. Ablan hastalanınca sen geldin, bu kadar basit bir iş bu.

Kendince tutarlıdır. Ama o da Kız’ı hiç duymamaya devam etmektedir.

Kız: Böyle bir durumla karşılaşacağımı bilseydim, gelir miydim sanıyorsunuz?

Kızın sözleri aslında eniştesinin sorduklarına bir cevap ya da sözlerine bir karşılık değil. Kimi zaman anlamayı reddediyor. Kendi doğrularını, kendi üslubuyla anlatıyor. (yani net, yalın, süslü olmayan sözler)

Tutuklu: Düşünmeden konuşuyorsun, dilinin ucuna geleni söylüyorsun. Çünkü gerçeklerden korkuyorsun. Bütün hayatın boyunca gerçek dışı yaşamışın, onla bir yerde karşılaşınca kaçacak delik arıyorsun(bağırır) Bütün işiniz gizlenmek saklanmak sizin.

“Bilseydim gelir miydim” lafına sinirlenir. Keser lafını. Bir şey üzerine konuşup, onun ne olduğunu anlamaya çalışıyorlardır ona göre. Ne demek şimdi “…gelmezdim.” Kız’ı muhafazakarlıkla ve gerçek dışılıkla suçlar. Onu rahatsız etmeye çalışır.

Kız: Siz diye kimi kastediyorsunuz?

Artık eniştesi ile bir tartışmaya girmiştir bile ve bu tartışmada ki üslubun (yukarıda değindiğim) işe yaradığını görür ve bu şekilde devam eder.

Tutuklu: Dışarıdakileri.

Hepiniz aynısınız.

Kız: Demek sizce,  gerçeğe varmak için, bir yıl bir odaya kapatılmak, kimse ile görüştürülmemek gerekiyor yani, öyle mi?

Sorduğu sorudan memnundur ve cevabı zevkle dinler. Eniştesinin buraya girmeden önceki düşüncelerinin gerçekliğini sorgulamıştır ve bu kız için kayda değer bir şey.

Tutuklu: Evet, çünkü başkalarının gereksiz baskısından kurtuluyor kişi. Özgür düşünmeye başlıyor.

Evet, içerde olmak bir şeylere yeniden bakmak için bir şanstır da. Gündeliğin karmaşasından uzak. (Ama bu sorgudan da hayatla bağı kopmuş kavramlar kalabilir sadece elimizde tabi)

Kız: Delice deseniz daha yerinde olurdu.

Yine kendi üslubuyla, yüzüne bile bakmadan cevap verir. Aslında düşüncelerini “ti”ye aldığını göstermek ister.

Tutuklu: İstersen öyle olsun. Ama sen çok uslusun da bundan ne çıkıyor sanki. Hep gelenekler görenekler içinde kıvranıp durmaktan başka. Ha?

Evli olmak, tutsak olmak, uslu olmak… toptan karşı çıkar hepsine.

Kız: Ben kendimin ne olduğunu araştırmam, araştırmak gereğini duymam. Bir arada yaşayan insanlar vardır, ben de onlardan biriyim. Yalnız olmaktan korkarım.

Eniştesinin üste çıkması karşısında biraz yumuşar ve içinde bulunduğu durumdan memnun olduğunu belirtir

Tutuklu:  (gider, komiserin masasına arkasını ve ellerini dayar) Otur otur ayakta konuşma.

(Susma)

Böyle olmaz, başka bir yol bulmalı. Aslında Kız’ın uzun konuşması da, onun hoşuna gitmez. 

Kız: Gitmeye kalkarsam yine zorbalık yapacak mısınız?

Gitmeye niyeti vardır peşinen engel olunması halinde hükmünü verir. Yani “zorba” olduğunu kabul ettirir, eniştesi bunu yaptığı takdirde.

Tutuklu: Hayır.

O başka bir yol arıyorken Kız, başka bir şeyle gelir. Kız’a karşı çıkmayacağını söyler. Ama düşünemediğinden “Hayır” demiştir.

Kız: Öyleyse gidiyorum, Allahaısmarladık!

Bu kadar kolay olacağını ummaz ama nettir yine de.

(Kız kapıya doğru yürür. Tutuklu ona bakmaz, olduğu yerde kalır.)

Tutuklu, Kız kapıya doğru giderken düşünebilmeye başlamıştır. Kız tam kapıya yönelmişken bulur

Tutuklu: (Kız tam kapıya yaklaşırken) Kapının kilitli olduğunu unutma.

Zaten kapı kitlidir. Bunu bildiği ve Kız’ı boşuna ümitlendirdiği şeklinde bir oyun yapmış gibi davranır.

Kız: Hani zorbalık yapmayacaktınız? (susma) Vururum, dışarıdan açarlar.

Zorbalık yaptığını hatırlatır, fakat eniştesinin umarsız tavrı onu sinirlendirir. Zorba olup olmamasının umurunda olmadığını görür bu sefer başka bir yola girer. Bağırmakla tehdit eder eniştesini.

Tutuklu: Emir aldılar.

Belki de blöf yapmaktadır.

Kız: Açmamak için mi?

Kızın bağırıp çağırmasına karşı eniştesinin sakin tavrı kızda yorgunluğa neden olur. Dahası herkesin iş birliği içinde olması boşuna kürek sallıyor hissi yaratır kızda. Bu sözü de ayıpladığı, inanamadığı şeyi eniştesinin yüzüne vurmak için tekrarlar.

Tutuklu: Evet.

Devam.

Kız: Polisle işbirliği mi yaptınız?

Aynı amaçla tekrar sorar.

Tutuklu: Evet, karımı burada zorla tutmak için.

Laf oyunları. Devam.

Kız: Ben sizin karınız değilim. Kapıyı açmazsanız bağırırım.

Eniştesinin böyle rahat biçimde konuşabilmesine çok sinirlenir. Cüretkar davranır.

Tutuklu: Bağır istersen. (soğukkanlıdır)

En büyük hamlesi blöfte. Aslında içten içe bunları deneyecek olmasından aşırı tedirgin olur. Ama hiç belli etmez.

(Kız bağırmaz, şaşırır. Kalakalır. Ne yapacağını bilemez )

Tutuklu, bu es boyunca aynı gerginliği taşır.

Tutuklu: Otur otur ayakta durma.

Bu gerginlik bitsin artık ister. Ama bu replikle Kız’a söylediği şeyi yapamayacağını kabul ettirmeye çalışmaktadır.

Kız: (bir iskemleye çöker.) Sizden korktuğumu sanmayın!

Başta en ağır basan duygusu korku idi. Artık öyle olmadığını söyler fakat eniştesine olan bakışlarında söyleyemediği belki de gereksiz bulduğu çok şey vardır.

Tutuklu: Korkulacak bir yanım yok benim. Bir yıldır içeri tıkılmış zavallı biriyim ben.

Kız’ın iskemleye çökmesi ile rahatlamıştır. Daha yumuşak konuşur bu nedenle. Ve artık başka bir yol denemelidir.

Kız: Şimdi de acındırma yolunu mu seçtiniz?

Eniştesinin böyle konuşması gözünde iyice küçülmesine neden olmuştur, bunu ona da belli eder.

Tutuklu: Benimle konuşmaktan kaçınmanın gereksizliğini anlatmak istiyorum.

Aynı yumuşaklıkla. Konuş benimle. Kullanabileceği tek şeyin bu olduğunu bilir.

Kız: Sizinle konuşmaktan kaçınmıyorum ki…

Eniştesinin iyice saçmaladığını düşünür, boş konuştuğunu düşünür tahammül edemez ve sözünü keserek sesini yükseltir.

Tutuklu: Öyleyse vakit dolmadan niçin çıkıp gitmek istedin.

Benden korkma artık demektir bu.

Kız: Beni hapsetmenize isyan ettim.

Korkmadığını söyler bir başka ifadeyle. Eniştesinin silahını kullanır.

Tutuklu:  (gelir onun karşısında durur.) Yarım saat durunca kapıyı vururlar, açarım gidersin.

Hapis değilsin, yarım saat de sen bana maruz kal. Çok mu?

Kız: (duvar saatine bakar.) Yazık ettiniz! Bu zamanı daha iyi değerlendirebilirdik.

Eniştesi onu hayal kırıklığına uğratmıştır fakat hala bir umudu vardır. Çünkü bu replikte uzun süredir kullandığı konuşma biçiminden sıyrılmıştır.

Tutuklu: Ben de öyle düşünüyorum. Hala da umut kesmiş değilim.

Kız’ı da o yumuşak tona getirmeye başlamıştır. Bu tondan istifade “Hala da umut kesmiş değilim” diyerek de hemen bir adım atar. Acelecidir.

Kız: (Tutuklu’nun ne demek istediğini anlar, anlamamazlıktan gelir.) Öyleyse oturun şöyle, tatlı tatlı konuşalım. Bırakın artık bu lafları.

Eniştesini tekrar ikna edebileceğini düşünür. Onun dediklerini anlamamazlıktan gelerek tekrar iyi niyetle çözebileceğini düşünür.

Tutuklu: (Komiser’in masasına geçer oturur) Bu zamanı daha güzel geçirebilirdik ama fırsat kaçmış değildir hala. Haklı olduğuma inandıracağım seni.

Kız’ın anlamamazlıktan gelişini fark etmiştir. Ama o da onu anlamamazlıktan gelir. Konuşarak onu ikna edebileceğine, onu inandırmaya uğraşır.

Kız: (gülümser) Demek inandırmak yolu ile öyle mi?

İnce bir laf sokar. Kız inanmış olunca baskı yapmadan işini halletmiş oluyor sanki. Bir sonraki cümlede de destekler bunu.

Tutuklu: Evet.

Buna gerçekten inanmaktadır.

Kız: Baskı yapmadan?

Aynı amaçla.

Tutuklu: Evet.

En doğrusu budur ona göre de. O düşünce yoluyla vardığı noktadan emindir. Sadece yöntem hatası yaptığını düşünmektedir.

Kız: Nasıl olur? Daha başlangıçta durumlarımız eşit değil. Kapıyı kilitlemişsiniz. Beni burada zorla tutuyorsunuz.

Eniştesinin hala anlamamış gözükmesi üzerine yukarıdaki iğnelemeyi açıklar nitelikte konuşur.

Tutuklu: Kapıyı açsam gideceksin de onun için.

Komiser’in bir başka repliği. “Zorla tutuyorum çünkü bana bu şansı tanımıyorsun, dolayısıyla kendine de.”

Kız:Demek beni inandıramayacağınızı siz de biliyorsunuz.

Zafer kazanmış edasıyla.

Tutuklu: İnanacağını anladığın için kaçmak istiyorsun.

Kız’ın neyi hangi altmetinle yaptığını ondan iyi bildiği gibi bir bilmişlik içindedir.

Kız: Sizin inandığınıza mı?

Küçümser nitelikte sorar bu soruyu.

Tutuklu: Evet.

Evet.

Kız: Demek benim haklı olabileceğim bir an olsun aklınıza gelmiyor.

Eniştesinin gözlerinin içine iyice bakarak sorar bu soruyu zira eniştesinin kendi düşüncesiyle çelişkisini yakalar.

Tutuklu: Seninki doğru değil de ondan.

İşte tüm bilinçaltının ortaya çıkışı, sağır diyaloglar: “Seninki doğru değil de ondan.”

Kız: (cesaretle) Demek bir tek doğru var, o da sizinle yatmam, öyle mi?

Eniştesinin köşeye sıkıştığını fark eder ve üstüne gitmeye devam eder.

Tutuklu: Evet.

Kız, düşüncelerinin derinliğini kaybettirir Tutuklu’ya.

Kız: (meydan okur) Öyleyse niçin beni inandırmaya kalkıyorsunuz?

Buraya kadar tansiyonu içten içe yükselmiştir. Eniştesini her sıkıştırdığında bir üste çıkarak en son bu meydan okumaya yükselmiştir. Yani aslında konuyu istediği yere getirmeyi başarmıştır.

(Telefon çalar. Tutuklu dalgınlıkla telefonu açar, fakat açmasıyla kapaması bir olur.)

Tutuklu’nun Komiser’e dönüşümünün bir temsilidir aslında bu.

Tutuklu: (sert sert telefona bakar) Şaşırdım. Gereksiz heyecanlandım. (ortaya doğru gelir, ellerine cebine sokar, ikide bir Kız’a bakıp kendi kendine bir şeyler mırıldanmaktadır. Bir ara durur.) Peki, madem razı olmuyorsun git istersen. Serbestsin. (cebinden kapının anahtarlarını çıkarır, kapıya doğru yürür.)

Hem bunu fark etmiş ve irkilmiştir bir an hem de bu yol da işlememiştir Kız’a karşı. Bu yüzden ona karşı iyice sinirli hale gelmiştir. Ama artık başka bir yol da bulamamaktadır, ikna etmek için. Aniden vazgeçer bu savaştan: “Git o zaman”

(Tam bu sırada, kapıdan müthiş bir kadın çığlığı gelir. Bunun arkasından da konuşmalar duyulur. Tutuklu kalakalır. Kız yerinden fırlamış ve korku içinde kalmıştır.)

Bu sesten etkilenişi gerçektir.

Tutuklu: (gürültü yatıştıktan epey sonra geriye döner.Kıza bakar) Sen de duydun mu?

Hiç iyi değildir gerçekten. “Tutuklu” olan o adam geri dönmüştür. Tüm korkuları ve çaresizliğiyle.

Kız: Duydum neydi o?

Kız korkmuştur.

Tutuklu: Bilmiyorum.

Ne olduğu değil onu ne hale getirdiği Tutuklu’yu daha çok üzen.

(Tutuklu birden değişmiştir. Sanki geçmişte yaşıyor gibidir. Korku ve sinir krizi içindedir. )

Kız: (Tutuklu’nun yanına gelir, bir tereddütten sonra onu kollarından tutar) Ne oldunuz?

Tutuklunun iyi olmadığını görür. Uzun süre gidip gitmemeyi düşünür hala kızgındır fakat karşısındakinin eniştesi olma duygusu daha ağır basar.

Tutuklu: O sesi sen de duydun değil mi?

Delirmedim değil mi?

Kız: Duydum ya. Nasıl duymam? Sağır olsa duyardı.

Kendi korkusunu bir yana bırakır, sakin görünür eniştesini yatıştırır.

Tutuklu: (ferahlar. Gözlerini kapar) Oh rahatladım. Sesler duyuyorum ben… Olur olmaz zamanlarda böyle çığlıklar geliyor kulağıma. Aşağıdaysam kapıya atılıp nöbetçilere soruyorum. Bir şey yok diyorlar.

Rahatlar. Bu da numara değildir. Önceden de olduğunu anlatışı da planlı değildir. Korkusunu dindirmeye çalışmaktadır.

Kız: İnanmayın onlara saklıyorlardır. Oturun şöyle dinlenin!

Aynı amaçla.

(Tutuklu’yu kollarından tutup kanepeye oturtur. Kendisi de onun yanına oturur. Tutuklu yarı baygın durumdadır. Kendisini yavaşça Kız’dan yana bırakır. Bunun bir hile olmadığı anlaşılmalıdır. Nitekim Kız da, hafif bir çekinmeden sonra, durumun bir oyun olmadığını anlar.)

Korkusunu dindirmek için, kendinde olmayan bir halde yaslanır Kız’a. İkinci çığlık duyması tam da gerçek değildir ama,. Çocuklaşmıştır. Gerçekten biraz şefkate ihtiyacı vardır belki de. Ne kadar bunla alay etmiş olsa da. Kız’ın omzunda kendini iyice bırakıp normalleşir. Normalleştiği an, tekrar onu, Kız’ ı ikna etme çabasına döndürür.

Tutuklu: (birden yerinden fırlar, kulak verir dışarıya. Sonra kıza bakarak) Duydun mu gene bağırdı?

Bu minvalde

Kız: Hayır, bu sefer bağıran olmadı.

Kız eniştesine hem acır hem de onun tavırlarından korkmuştur.

Tutuklu: Olmadı mı?

Bu minvalde.

Kız: Deminki çığlığın etkisinde kalmış olacaksınız…

Aynı amaçla.

Tutuklu: (ayağa kalkar) Öyle olacak… bu gece sürer gider bu artık. Sabaha kadar uyuyamam. (duvar saatine bakar. Sonra birden eski haline gelmiş olarak, birden enerji ile geri döner.) Neye karar verdin? 

Zaman.Yine onu sıkıştırır. Ani geçişler, davranışları arasındaki geçişlerin anidenliği, üzerindeki zaman, uzam ve benlik baskısının bir tezahürüdür aslında.

Kız: Ne kararı?

Şaşkınlık içindedir.

Tutuklu: Anlamamazlıktan gelme. Lafı uzatmaya da kalkma. Vaktimiz kalmadı. Hadi çabuk ol.

Yeniden en kaba haline dönmüştür. Aslında Kız’a değil, kendisine kararlı görünmeye çalışmaktadır.

Kız: Demin gidiyordum…

Eniştesi bir kere daha büyük hayal kırıklığına uğratır kızı.

Tutuklu: Bir yere gidemezsin. (hala elinde duran anahtarı, cebine atar.)

Kararlılığının ispatıdır anahtarı cebine koyması. 

Kız: Vaz mı geçtiniz?

Bir kere daha tiksinti duyar eniştesinin bu yaptığından fakat bu sefer müthiş bir yorgunluk ve yılgınlık vardır. Bunu belli edercesine konuşur.

Tutuklu: Evet vazgeçtim. Gerekirse zor da kullanacağım. Senden anlayış göremezsem ne yapayım? Biliyorum, sonra pişmanlık duyacağım. Zor kullandığım için kendimden nefret edeceğim. Ama başka çarem yok. Anlıyor musun? Şimdi soyunacaksın, uzanacaksın oraya…

Kendini Kız’ı artık hiç duymamaya, söylediklerinin etkisini Kız’da hiç görmemeye zorlamaya çalışır. Tercihini yapmıştır: bu isteğinin yerine gelmemesinden daha kötüsü yoktur onun için. Sonradan duyacağı pişmanlığa üstün gelmiştir isteği.

Kız: (elleriyle yüzünü kapar) Söylemeyin. Susun, söylemeyin.

Kız eniştesinin konuşmasını yorgunlukla, bezmişlikle dinler fakat son cümle onu çileden çıkartır.

Tutuklu: Kafanı çalıştır! Benim şimdi ölmek üzere olduğumu düşün! Burada ikimizden başka bir de doktor var. Doktor, ancak benimle yatmaya razı olduğun takdirde hayatımın kurtulabileceğini söylüyor sana. Yatmaz mıydın?

Aldırışsız tavrı devam eder. Çıldırmış gibidir. Çok seri konuşur, tüm karşılaştırma, örnekleme gücünü kullanır.

Kız: (sinirli) Yatardım.

Aklıselim cevap vermez. Bezmişlik hakimdir.

Tutuklu: Gördün mü?

Bak anladın işte. Beklemiyordur bu cevabı.

Kız: Benzetmelerle düşünmek yanıltır insanı.

Kız burada ve bundan sonraki iki cümlede de söyledikleri karşısındakine cevap değil sanki kendi sayıklamaları gibi konuşur.

Tutuklu: Ne benzetmesi. Tam da o durumda olduğumu bilmiyorsun da ondan böyle konuşuyorsun.

Yarın öleceğim belki de. Bedenen değil ama ruhen.

Kız: O durumda değilsiniz.

Konuşurken eniştesinin yüzüne bakmaz.

Tutuklu: Başını kaldır da yüzüme bak. O durumda isem razı olacak mısın?

Gözlerinin tam içine bakar, bu laf oyunun son cümlesi gibi sorar soruyu. Yalvarır gibidir. Biraz o da tükenmiştir.

Kız: (başını öne eğer) Evet.

Yukarıdaki cümleler gibi bezmişlikle cevap verir. Sanki artık konuşmanın bir yarar sağlamayacağını düşünüyor gibidir.

Tutuklu: (masanın üzerinden leblebi kasesini alır ve kıza leblebi uzatır.) Al.

Aynısı. Yine Kız’ın ona yaklaştığı bir an ve yine leblebi. 

Kız: İstemem.

Bu sefer almaz. Leblebinin ne zaman uzatıldığını biraz anlamıştır.

Tutuklu: (kendi alır fakat leblebileri ağzına atmaz, elinde tutar.) O durumdayım. (odanın orasını burasını nişan alarak leblebileri fırlatır) Bugün dayanma gücümün sonuna vardığı anlıyorum. Yarın beni buradan götürecekler. Belki ablanı bir daha hiç göremeyeceğim. Yarından sonra artık kendim olmaktan bütün bütün çıkacağım. Bana her istediklerini söyletecekler. Hem kendimi gömeceğim hem de bir takım dostlarımı.

Daha da tükenmiştir. Kendi durumunu daha da açık eder ama bu sefer hırçın değildir, Kız’ın ona hak vermeye başladığını düşünmesinin de etkisiyle.

Kız: Sizinki basit bir kadın ihtiyacı, oysa siz; süsleyip püsleyip onu olduğundan daha önemli hale getirmeye çalışıyorsunuz.

İnatçı olanın kendisi değil eniştesinin kurnazlık yaptığını ima eder.

Tutuklu: Senin dediğin gibisiyle, gerçekten öyle olması arasında büyük bir fark yok ki. Sen davranışlara bak, bu tutku beni kendine köle etmiş mi etmemiş mi?

Yeniden o gücü toplar. Söylediği onca şeyin basit bir kadın ihtiyacı olarak gösterilmesine gıcık olmuştur çünkü. Hem konu bu değildir. Bu itkinin onu soktuğu haldir.

Kız: Gerçek değil.

Kız defalarca uğradığı hayal kırklığı yüzünden artık inancı kalmamıştır. Ona inanmadığını yineler.

Tutuklu: Gerçekse?

Ya numara yapmıyorsam? Ki yapmamaktadır.

( Kız susar.)

Tutuklu: Soruyorum sana: Gerçekse?

Bir daha.

(Kız susar.)

Tutuklu: (rahatlamıştır.) Razısın değil mi?

Bir anda, en beklenmedik anda, küçücük bir soruyla beklediği yanıta en çok yaklaşmış olmanın verdiği yumuşaklıkla yalvarırcasına sorar.

Kız: (yerinden fırlar.) Hayır, hayır, hayır.

Eniştesinin onu zorlamasına sinirlenir, nefes alamaz hisseder kendini.

Tutuklu: Heyecanlanma, otur yerinde.

Kız’ın ani tepkisi ise, onu iyice yıkar. Ama hala onu orada tutmaya çalışır. 

Kız: Siz boyuna yalan söylüyorsunuz.

Devam eder inanmadığını belirtir.

Tutuklu: (bağırır) Öyle olsaydı bu kadar zamandır seni inandırmaya, kendi düşünceme getirmeye uğraşır mıydım?

Hem “yalan” dediği için Kız hem de artık bir türlü Kız’ın onu anlamamasına karşı tüm siniriyle bağırır.

Kız: Sözlerinize dikkat edin, bu tür uğraşmalar daima övgüye değer şeyler değildir.

Kızın gizlemeye çalıştığı sinirleri iyice gerilir. Eniştesinin işine geldiği fikirleri savunduğunu düşünür buna kızar.

Tutuklu: Ne demek istiyorsun?

Gerçekten anlamamıştır. Kız’ın ilk kez bir dediğine hemen bir cevap verememiştir. Bu uğraşı, ona göre değerli bir emektir hem de.

Kız: (o da bağırmaya başlar.) Sizi sorguya çekenler de aynı şeyi yapmıyorlar mı? Kendi bildiklerini kendi doğrularına getirmek için tutmuyorlar mı sizi burada? Siz zorbalıktan demin yaptığınız gibi bir kadını kolundan tutup zorla fırlatmayı anlıyorsunuz, dayağı, işkenceyi anlıyorsunuz. Bir insanı belli bir konuda inandırmaya çalışmak da zorbalık değil midir? Tutun ki, ben davranışlarım üzerinde düşünmek istemiyorum. Onları ille de düşün diye zorlamak kimsenin hakkı olmamalıdır. Ben belki de basit bir insan olarak kalmak istiyorum.

Sinirleri iyice ayyuka çıkmıştır. İçinde tuttuğu laflar birer birer dökülür ağzından. Eniştesinin uzun süredir tekrarladığı ‘inandırmak’ mevzusunun kendisine yapılanlardan hiçbir farkı olmadığını söyler. Bu yüzden eniştesini zorba olarak nitelendirir.

Tutuklu: Benzetmelerle düşünmek yanıltır insanı. Benim sana ihtiyacım var. Oysa onların bana ihtiyaçları yok. Ben onların yaşamaları için zorunlu değilim. Bir tesadüfüm ben onların için, benim yerimde bir başkası olsa hiçbir şey değişmez.

Kız’ın söyledikleri aslında bir etki yapmıştır onda. Ama bunu kendine söyleyemez. Ama bu, söylediklerine inanma seviyesini düşürür. Biraz da söylemiş olmak için söyler bunları o yüzden.

Kız: Sizi tanıyamıyorum artık. Ben sizin için bir inanç konusu değilim, bir aracım o kadar.

Son söylediği cümle hakkında net değilim bende.

Tutuklu: Hep gelip aynı noktada duruyorsun, çünkü bütün korkun aşağılanmak korkusu. Benim bir isteğime alet oluyorsun, basit araç derecesine düşünüyorsun. Orospu olmak tehlikesiyle karşı karşıya geliyorsun. Ne boş şeyler bunlar.

Kız’ın söylediği ile onda olan etkinin dışına çıkar yeniden. Kız’ın “sizin için bir aracım” demesi üzerinden kendi bildiği kulvardan yürür.

Kız: Bu saydıklarınız mı?

Eniştesinin istediğini elde edememiş bir çocuk gibi hırçınlaştığını düşünür ve sakinlikle uyarı niteliğinde sorar bu soruyu.

Tutuklu: Hayır, senin onlara takılıp kalman.

Kız’a yüklenir yine.

Kız: Demek siz bunda bir düşüklük görmüyorsunuz.

Eniştesinin, bu gibi değerlere takılmayacağını düşünmesi de ayrıca hoşuna gitmemiştir Kız’ın.

Tutuklu: Görmüyorum.

Artık Kız’a laf giydirme modundadır, iknadan çıkmıştır iş yine.

Kız: Ama benim yerimde kim olsa aynı teklifi yapacaktınız?

Sorularına devam eder Kız çünkü eniştesi gittikçe emin olmayan cevaplar vermeye başlamıştır.

Tutuklu: Sanırım.

Bu kez soru Kız’dan gelmiştir. Ve bu durumu kendi lehine çevirme uğraşında olamamıştır. Biraz da sıkılmıştır.

Kız: Kesin konuşun.

Memnundur durumdan ve üstüne gitmeye devam eder.

Tutuklu: Yapacaktım.

Aynı minvalde.

Kız: Böyle bir kaderi benimsemek istemem.

Burada kestirip atar Kız, iğrenircesine söyler.

Tutuklu:  (bağırır) Ya ne istiyordun? Nasıl olmalıydı? Önce sevmeliydin de sonra mı bunu teklifi etmeliydim? O vakit durumumuz normal mi olurdu? Seni rahatsız eden bu biliyorum. Sevmeden olmaz diye düşünüyorsun. Sana tutulsaydım, yine de ablana karşı bir sorumluluk meselesi çıkacaktı ortaya ama sen şimdiki gibi hoyrat davranmayacaktın. Çünkü aşka saygın var senin.

Kız’ın neden bu isteğini kabul etmediğine, yani yine Kız’ın davranışlarının alt metnine dair bir çıkarım da bulunur. Bulmuştur işte: “Sevmeden olmaz”cıdır Kız.

Kız: Sizin yok mu? Ablamı sevmiyor musunuz?

Eniştesinin tepkisi Kız’ı şaşırtmıştır. Ayrıca söylediği sözün bu şekilde bir sonuç doğuracağını  (yani tersinin Kız tarafından sanki kabullenebilir olmasını)düşünememiştir Kız. Konuyu kendinden sıyırıp hemen eniştesine getirir tekrar.

Tutuklu: (bar bar bağırır) Sevmiyorum, sevmiyorum. Seni de sevmiyorum, başka bir sevdiğim de yok. Anladın mı şimdi?

İpleri koparır.

Kız: (korku ile) Anladım.

Korkmuştur lafı uzatmanın gereksiz olduğunu düşünür.

(Tutuklu, Komiserin masasına geçer, oturur. Oradan Kız’a bakmaya başlar, kendi kendine konuşur gibi.)

Tutuklu: İki tanrıları var bunların. Aşk ve orospuluk. Aşka saygı, orospuluktan korku. Aramızdaki güçlüğün nedeni de bu. Burada da aşka saygı yok ve orospuluk korkusu var.

Çok sinirlidir ama artık doğrudan Kız’a yöneltmez bu öfkesini. Neyin sorun olduğunu bulmuş ve bulduğu şeyle de alay eder, ama bu alay hiç ona keyif verici bir alay değildir.

(Susma)

Kız: Komiser Bey’den benim yerime bir orospu isteseydiniz çok daha yerinde olurdu.

Kız sanki az önce laf içinde kalıp söyleyememiş gibi eniştesine bakmadan hızlıca söyler.

Tutuklu: Dinle beni. Tut ki yarın sabah asacaklar beni. Bugün dünyada son günüm. Bana da son isteğim olarak genelevden bir kadın bulup getiriyorlar. Ben de bütün günü o kadınla geçiriyorum. O kadının yaptığına orospuluk diyecek misin? 

Bir akıl yürütme daha yapar Kız’a, ama artık anlayıp anlamaması çok da umurunda değildir. 

Kız: Hayır.

Bir an düşünür sonra hayır der.

Tutuklu: Demek, senin ya da bir başka kadının benimle yatması orospuluk olmaz.

Bak gördün mü aksiyonu. Ama artık umudu yok.

Kız: Ama sizi yarın öyle bir felaket beklemiyor.

Kız eniştesinin lafı nereye getireceğinden emin olamadığı için bir yandan kendisi kurduğu cümleleri de kuşku ile söyler.

Tutuklu: Ah bu kafa, bu kafa. Yatacak yatacak ama ille yarın asılmamı istiyor.

Kız’ın onu anlamadığı ve anlayamayacağı gerçeği, onu biraz rahatlatmaya başlamıştır. Öyle ki can acıtmaya çalışırken, bunla eğlenip eğlenmediği dahi belirsiz hale gelmiştir.

Kız: (ağlamaya başlar.) Keşke gelmeseydim, keşke gelmeseydim…

Eniştesinin iyice üstüne gitmesi ve nihayetinde azarlar nitelikte konuşması Kız’ın kendisini savunmasız hissetmesine neden olmuştur.

Tutuklu:  (sakin) Ağla ağla açılırsın.

Kız umurunda değildir. Çünkü ona göre Kız onu hiç anlamamıştır.

Kız: (yalvarır.) Enişte, bırak artık bunları vazgeç inat etme

İnatlaşmanın kar etmeyeceğini düşünür ve neredeyse yalvarır gibi söyler.

Tutuklu: Enişte deme hoşlanmıyorum o laftan

Enişte lafı: ilk bunla başlamıştı. Hala aynı. Çünkü bu sorgulamaları hayatla çarpıştıran asıl budur: eniştesi olmak Kız’ın.

Kız: Peki inat etme diyorum.

Suyuna gider yine

Tutuklu: İnat eden ben değilim.

Bu sağır diyalogun son cümleleri.

(Susma)

Hiçbir şey düşünememektedir artık. Anın içinde kaybolur. Nasıl ikna ederimin dışına çıkmıştır biraz.

Tutuklu: Acıyor musun bana?

Kız’da kendinin nasıl göründüğüne bakmaya başlar artık, umudunun azalmasıyla. Acınacak halde midir acaba onun gözünde?

Kız: (önüne bakar.) Evet.

Kız eniştesinin sorduğu soruyu sanki içinden geçirirmiş gibi duraksamadan evet der.

Tutuklu: Niçin?

Nedeni daha önemli çünkü.

Kız:  Severim ben sizi.

Sakinleşmiştir. Geçirdiği bunca zaman içeride, sanki saatler değil daha uzun bir zaman dilimine tekabül etmiş gibi gelir ona. Ve içerde olduğu süre içinde, bunca tartışmaya rağmen eniştesine daha da yakınlaşmış olduğunu hisseder. Eniştesini ömrü hayatınca hiç bu kadar kızmamıştır ama hiç de bu kadar sevmemiştir.

Tutuklu: (hırçın) Severmiş.

Sevdiği için ona acıdığını söylemesi, Kız’ın hala bir perdenin arkasından konuştuğu izlenimi verir ona. Bu onu hırçınlaştırır.

Tutuklu: Git artık, yalnız bırak beni.

Git artık. Bitti.

Kız: (gözyaşlarını siler) Allahaısmarladık.

Gider. Ama onu öyle bırakmak da istememektedir.

Tutuklu: Güle güle.

“Güle güle”yi  ‘sıfır’ söyler. Hiçbir şey barındırmaz.

Kız: (kapıya doğru yürür, tutuklu yerinde kalır, Kız ona döner.) Kapıyı açar mısınız?

Son bir şey söylemek ister gibidir fakat ağzından bu laf çıkabilir ancak.

Tutuklu: Peki.

Ayağa kalkmakta zorlanır.

(Kız, döner, bir iskemleye çöker.)

Tutuklu: Daha ne istiyorsun?

-Bu ne şimdi?- Gram ümitlenmez.

( Kız, gözleriyle yanıtlar, af diler gibi ve sevgiyle Tutuklu’ya bakar. Tutuklu bu bakışı anlar. Bir süre öylece kalırlar. Tutuklu pencerenin önüne gider. Kız yerinden kalkar. Bundan sonraki konuşmalarda eski gücünü gösteremez artık. Uysal ve sakindir. Tutuklu ise Kız’dan tamamen umut kesmiştir. Kendi içine kapanmıştır. Konuşurken dalgındır.)

Kız: Konuşmaya girmeyecektim, dinlemeyecektim sizi, sorduklarınıza cevap vermeyecektim. Kulaklarımı dışarıdan gelen bütün seslere kapayacaktım.

Yenilgisini açık eder.

Tutuklu: Günahlardan kaçan bir rahibe gibi manastırdaki odana kapanacaktın.

Kız’ın kendi durumu için söylediklerini, tartışma kazanma duygusu olmadan başka bir dille çoğaltır.

Kız: Evet.

Kız içtenlikle kabul eder eniştesinin söylediklerini. İçeride şimdiye kadar hissetmediği duygular yaşamış; aklına gelmeyen düşünceler içinde bulmuştur kendini ve bütün bunlara kendi dünyasından (dışarıdan) karşılık bulamamıştır.

Tutuklu: (pencereden döner sakindir) Yalnız dışarıdan değil, içinden gelen seslere de. 

Kız yenilgisinin ilanını yapmaktadır. Tutuklu bu yenilgiyi tasvir etmekte yardımcı olur ona. Ama artık o da kazanan olma isteğinden vazgeçmiştir.

Kız: Evet.

Kız içtenlikle kabul eder eniştesinin söylediklerini. İçeride şimdiye kadar hissetmediği duygular yaşamış; aklına gelmeyen düşünceler içinde bulmuştur kendini ve bütün bunlara kendi dünyasından (dışarıdan) karşılık bulamamıştır.

Tutuklu: Haksız düşmeyi de göze alarak.

Aynı minvalde.

Kız: Haksız düşmenin ne demek olduğunu bilmiyorum artık.

İçeride bulunduğu süre içersinde haklı ya da haksız olmanın pek bir şey ifade etmediğini görür. Daha da önemlisi neye göre kime göre haklı olunduğunun muammasını yaşar.

(Susma. Kız’ın yanına gelir Tutuklu, ona anahtarı uzatır. Kız saate bakar.)

(Kız, kanepeye gider oturur, tayyörünün ceketini çıkarır, kombinezonla kalır. Tutuklu şefkatle ona bakmaktadır.)

Tutuklu: Neden soyunuyorsun?

Kız’ın soyunmasını, hiç de benliğini bu meseleye bağlamış o adam gibi izlemez. Belki de Kız’a düşündürdükleri, Kız’ın bu içerde halini görmek de yetmiştir ona. Yumuşak sorar.

Kız: Vaktimiz kalmadı da…

Bu konuda fikirlerinize ihtiyacım var J

(Tutuklu onun yanına gelir, oturur, kızın ellerini avuçları içine alır, okşar. Sonra arkasına yaslanır.)

Kız’ın soyunması, onda belki de “içerde” olan kendini görmeyi de getirmiştir. Sevgiyle bakar ona. Belki de gerçekten ilk kez bir diyalog olacaktır aralarında.

(Susma)

Tutuklu: On üç yaşındaydım. Ortaokula gidiyordum. Babam öleli iki yıl olmuştu. Yoksul düşmüştük. Annem terzilik yapıyordu. Zar zor geçiniyorduk. Büyük bir evin iki odasında oturuyorduk. Kitaplarımın çoğu noksandı, okul çantam bile yoktu. Bayram geldi. Annem ne yaptı etti, bana bir ayakkabı aldı, bir pantolonla bir gömlek dikti. Sabah erkenden kalkıp giyindim. Bir gün önceden sözleşmiştik. İki arkadaşım beni evden alacaklar. Birlikte bayram yerine gidecektik. Atlı karıncaya, kiralık bisikletlere binecektik. Tatlıda tatlı yiyecektik. Belki sinemaya da gidecektik. Annemden para istedim. “Paramız yok oğlum” dedi. Çılgına dönmüştüm, arkadaşlarım nerdeyse geleceklerdi. Onlara ne diyebilirdim? Parasız olduğumuzu, bu yüzden bayram yerine gidemeyeceğimi söyleyemezdim ya… Hırçınlaştım, üstümdekileri çıkarıp duvarlara atmaya başladım. Beni üzgün üzgün seyreden annem, o zaman dolaptan çantasını çıkardı, para aradı. Bula bula bir lira buldu. Kadıncağızın bir lirası kalmıştı yalnız, bütün parası oydu, o bir lirayı bana uzattı: “ Hadi giyin” dedi, “bir lira yetmez mi?”Bir lira o zaman büyük paraydı. Oraya buraya attığım elbiselerimi, ayakkabılarımı topladım. Yeniden giyindim, paramı cebime koyup arkadaşlarımı beklemeye başladım. Geldiler. Biraz oturdular. Annem onlara şeker ikram etti, ikisini de okşadı öptü. Sonra: “hadi artık gidin” dedi. “güzel güzel eğlenin” Sokağa çıktık. Çok neşeliydim, kabıma sığamıyordum. Fakat köşeyi dönerken evimize baktım. Annem pencereden uzanmış, gülümseyerek bana el sallıyordu. O zaman içimden bir ağlamadır geldi, gözlerim dolu dolu oldu. Tıkanıyordum. Ağladığımı belli etmemeye çalışarak arkadaşlarıma, “ben gelmeyeceğim” dedim. Neden olduğunu anlamadılar. Biri: “para yok da ondan gelmiyorsun” dedi alay ederek. Elimi cebime attım ve bir lirayı gösterdim: “İşte para” dedim. Beni orada bırakıp gittiler. Sokaklara gelişigüzel dalarak, bir süre sersem sersem dolaştım. Kimseye göstermeden doya doya ağladım. Sonra gözlerimi sildim, elimden geldiği kadar neşeli olmaya çalışarak eve döndüm. Annem beni görünce: “neden döndün” diye sordu. “canım istemedi” dedim ve cebimden bir lirayı çıkarıp anneme uzattım. Zavallı kadıncağız çok şaşırdı. Parayı elimden alıp masanın üstüne koydu. Sonra beni kucakladı, göğsüne bastırdı. Hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı. Ben ağlamıyordum artık. Sokakta doya doya ağlamıştım. Annemin yüzünü öptüm. Ağlamamasını söyledim. (susar, dalar, düşünür) Artık üzüntülü değildim. Bayram yerine gidemediği için üzülmek benim gibi koca bir çocuğa, bir ortaokul öğrencisine yakışmazdı. Olgun bir adam olmuştum birdenbire…

Ben bir şeyleri çok istediğimde hırslanan, pervasızlaşan biri olsam da, bu yaptığım şeyin kime ne yaptığını çok da geç olmadan anlayabilen ve telafi etmeye çalışan biriyim,  demiş olur bu tiratla. Küçük hırsların onu esir almasına izin vermeyen olgun bir adam olmasının seneler önce, daha on üç yaşındayken olduğunu anlatır. Belki de içerde ve mahrum olmak, hem de böylesine ve artık karşı koyamadığı duygularla baş edemez durumda olmak, onu o olgunluktan bir yarım saatliğine uzaklaştırmıştır. Ama artık geri dönmüştür. İşte bu tirat bu geri dönüşün hikayesidir. Donuk bir sesle, hiç canlandırma yapmadan, dolaysız, hiçbir şeysiz anlatır bu hikayeyi. Replik bile değildir bunlar belki. 

(Yerinden kalkar, pencereye gider, dışarıya bakar. Kız iki de bir duvar saatine ve Tutuklu’ya bakar, düşünür, durumun gelişmesinden henüz bir şey anlamamıştır.) 

Tutuklu: (pencereden bakarak) Dışarıda ne güzel bir hava var. Güneşli, pırıl pırıl, sıcacık bir hava… (eliyle bir yeri işaret eder.) Şurada her zaman kuşlar toplanır, bıcır bıcır oynaşıp dururlar… deniz şu yana düşer. Sokağa döndün mü, rüzgarı vurur yüzüne… Giderken oradan git. Parka gidersen, taa deniz kıyısına kadar gidersin. Ben hiç gitmedim. Burunda kamışlarla balık tutarlar,  hep vapurla geçerken görürdüm. Bir gün de vakit bulup da gidemedim oraya… (döner Kız’a bakar) Balık tutmayı çok severim. Çapariyi sallarsın dibe. Sonra biraz yukarı çekersin, hababam çekip bırakırsın, çekip bırakırsın… Bir ara titreyiverir olta, şöyle bir sarsar eli… (eliyle bunların taklidini yapar. ) Sarstı mı çekmeye başlarsın, hızlı çekeceksin, çek çek çek… Birden denizin üstü bir karışır, bir telaş bir kıyamet… Derken bir istavrit tepinmesidir başlar sandalın içinde, pıtır pıtır pıtır… (gelir, kızın önünde durur) Ben hiç balık tutmadım, çok isterdim ama vakit bulamadım bir türlü.

Gerçek bir iletişimin, kendini aylar sonra birine anlatmanın, iki kişilik bir an yaşamanın, ne yaşadığını anlatmanın, birini aylar sonra kendisini anlar bulmanın, kafasının içinden çıkmanın, birini görmenin, elini tutmanın hazzı aslında onu dışarı çıkarmıştır. Gündeliğe bulanmıştır o da şu an. Onun hafifliğine, denizine, suyuna, balığına. Ama bir yanıyla o gündeliğin içindeyken de geçmişte, tam ortasında duramamış olduğunu anlarız anlattıklarından. O dışarıdayken de biraz zihninin içinde, “içerde” olmuştur hep:” Ben hiç gitmedim” , “Ben hiç balık tutmadım”. Hazlarımın peşinde koşan, pervasızca keyif süren biri hiçbir zaman olamadım, demiş olur bir yanıyla da. Demin anlattığı hikayeyle paralel olarak.

Kız: O kadar canlı anlattınız ki, istavritler gözümün önüne geldi.

Eniştesinin anlattıklarını hiç kaçırmadan zevkle dinler. İçten içe bunca saat bu güzel sohbetten mahrum kalmanın üzüntüsünü yaşar. 

Tutuklu: (gülerek, Kız’ın yarı çıplak vücudunu süzer.) Şimdiye kadar şöyle alıcı gözüyle bakmamıştım sana… Güzelmişsin sahiden.

Hiç bakmamıştır gerçekten. Ama bunu bir özür gibi söylemez. Gerçekten görür ve söyler.

(Kız utanır, önüne bakar, elindeki ceketini sağa sola sallar.) 

Tutuklu: Şimdi artık herkes yerli yerinde… Bu kadar gezinti yeter.

Biri biraz içeri, biri biraz dışarı çıkmıştır. Şimdi “varolan” konumlarımıza dönme vaktidir, der.

Kız: (yaşlı gözlerle ona bakar.) Beni affettiniz…affettiniz, değil mi?

Aslında çok da tarifi olmayan bir pişmanlık vardır içinde. Güzellikle ayrılmak ister eniştesinden.

Tutuklu: (gülümser) Affedecek bir şey yok ki.

Yok gerçekten. Bunu anlatabilmiş olmalı aslında.

Kız: (Tutuklu’nun boynuna sarılır, dudaklarından öper) Affedecek çok şey var.

Hay Allah tarifi olmayan deyip yırttığımı düşünmüştüm ama çok şey varmış. Ben bilemedim valla şimdi J

(Bu sırada telefon çalar, üç defa çalar ve susar. Tutuklu ile kız birbirlerinden ayrılmadan bu telefon seslerini dikkatle, biraz da korku ile dinlerler. Sonra birbirlerine bakıp göğüs geçirirler.)

Zamanın varlığı devam etmektedir, biraz unutulmuş olsa da. Uzamın baskısı da bu son sinyalleriyle kendini hatırlatmıştır. Tam da birbirlerine kendilerini ilk kez açtıklarında, kişiler arası iletişim başladığında zaman dolmuş, mekan da dışarıya açılır hale gelmiştir. Birazdan içeri Komiser girecektir. Birbirlerine bakıp iç geçirirler. Bu “tüh sevişemedik” tepkisi değildir. “Başka bir şekilde geçirilebilirdi bu yarım saat”in ah’ıdır.

Tutuklu: Ablana beni çok iyi gördüğünü söyle. Yalandan değil, gerçekten de çok iyiyim. Yüzümden de belli değil mi?

Veda. Abla unutulmaz. 

(Kız “belli” anlamında başını sallar, gözleri yaş içindedir)

Tutuklu: Bu gün içeri girdiğimden beri geçirdiğim en tehlikeli gündü. Yıkılacak gibi duyuyordum kendimi…Öylesine bozulmuştu dengem…(Kız’ın yüzünü okşar) Kurtuldum ama, şimdi eskisinden de kuvvetliyim

Kız’ı da toplamaya çalışır, bugünün ona iyi geldiğini söyleyerek.

(Sarılırlar birbirlerine, öyle konuşurlar.)

Her duygunun birbirine karıştığı an.

Tutuklu: Ablana nane limon kaynat eve gider gitmez… sinirlenmesin olur olmaz şeylere… Ben yakında geleceğim.

Ümit de verir. Ne de olsa kendine gelmiştir. Bu ona yetecek ve dayanma gücü artacaktır.

(Bu sırada kapı yumruklanmaya başlar)

Dışarısı, içeriye girmek üzeredir işte.

Komiser: (dışarıdan) Aç,ulan kapıyı… Aç kapıyı hergele… Aç diyorum sana!

(Tutuklu ile Kız şaşırırlar, birbirlerinden ayrılırlar, yan yana oturmaktadırlar.)

Gezinti bu kadardır. İçeride olmanın gerçekliği kendini hatırlatır

Komiser: (dışarıdan) Aç diyorum sana deyyus… Aç!

(Kapı şiddetli şiddetli yumruklanır. Komiser ya da başkası kapıya yüklenmektedirler. Kapı gıcır gıcır eder, sonunda kilit kırılır ve kapı açılır. Komiser, vahşi bir hayvan gibi içeri dalar.)

Kendini gösterir şimdi de.

Komiser: (onları pis pis süzdükten sonra) Ulan burayı kerhane mi sandın? Kalk, kalk oradan diyorum sana!

(Tutuklu ayağa kalkar soğukkanlıdır)

Tutuklu tutmakta zorlandığı direncine geri dönmüştür. Komiser’in vahşi hareketleri onda korku oluşturmaz.

Komiser: Ne yapıyorsun ulan burada?(ağır ağır tutuklunun üzerine doğru yürür.)

Kız: Oturuyorduk konuşuyorduk.

Komiser:Size sormadım!. (Tutuklu’ya döner.) Ben adamın gözünü patlatırım! (Kız’a) Siz gidebilirsiniz. Kocanızı bana bırakın.

(Tutuklu Kız’a gitmesini işaret eder. Şaşkınlıkla deminden beri kombinezonla duran Kız ceketini giyer. Kız onlara baka baka kapıya yollanır. Tutuklu ona cesaret ve ümit ile bakar. Kız çıkar. Tutuklu onun arkasından bakar. Kapı kapandıktan sonra Komiser  Tutuklu’ya döner, kısık gözlerle süzer onu.)

Sakince Kız’  a da “git” işareti yapar Tutuklu. Ümitle bakar ona ki aklı burada kalmasın. Tutuklu’nun olgun halleri. Kız ise o dünyanın formatı ve üslubuyla karşılaşmış ve bundan irkilmiştir. Kız çıkar. Komiser, çapkın gözlerle süzer Tutuklu’yu.

Komiser: (hızla masasına gider oturur.) Gel buraya!

(Tutuklu, masanın önüne gider, durur)

Onun dediklerine uyar ama her zamanki sakinliği ve ketumluğu içinden bir uymadır bu. Cinsel açlığının, baskılara aldırış etmemesine yol açtığını söylemiştir Komiser’e ve böylece bu izni alabilmiştir. Halbuki bu açlığı az çok doyurabildiğinde, tersine, bunun eski direncine dönmesine yarayacağını düşünmekteydi. Öyle de olmuştur. Şimdi bu savaşı kazanan biri olarak o masaya oturacaktır. Komiser ise tam tersi birini bulmayı ummaktadır karşısında.  

Komiser: Ayakta durma, otur şöyle! (Tutuklu’ya masanın önündeki iskemleyi gösterir.) Otur!

(Tutuklu oturur, Komiser’in konuşmasını bekler.)

Komiser: Eee.. Şimdi başlayalım… Ta baştan.. Söyle bakalım..