İceridekiler

İçerdekiler – Oyun Süreci

2010 yazında Pınar Yılmaz’ın çalıştırıcı olduğu oyunculuk atölyesinde “İçerdekiler” oyunundan bir bölümü Esin ile çalışıyoruz. O günden itibaren, “İçerdekiler”i oynama fikrimiz var. Ancak Komiser’in ve dış gözümüzün kim olacağı hala belirsiz. En son Eylül ayında biz Esin ile Komiser ve dış göz meseleleri netleşene kadar boş durmayalım istiyoruz ve 2.perdenin kalan kısmını çalışarak devam etmeye karar veriyoruz.

Bu yazışmalar, Esinle ve projeye dâhil olması muhtemel Esa üyeleriyle bir oyun çalışmasına karar vermiş olarak ilk yazışmalar, iyi niyet temennileri.

Onur Aysoy  16/09/2010

Arkadaşlar görüşlerinize açmak üzere hayal ettiğim çalışma süreci şöyle:

Oyunculuk için hedeflediğimiz kıstasları çalışma sürecimize ve ilişkilerimize de yansıtalım. Yani bu süreç boyunca yalınlaşalım. Oyunculuğumuzu da, arkadaşlığımızı da, samimiyetimizi de açık ve yalın hale getirmeye çalışacağımız bir süreç olsun bu. Sahnede nasıl ki birbirimizi dinlemeyi ve numara yapmamayı deneyeceksek, gelin bunu hayatlarımız için de deneyelim. Gerçekten dinlemeyi, anlamayı ve iletişebilmeyi deneyelim.   

Diğer bir nokta, bir şeyler değişsin bizde ve hayatımızda. Örneğin kesinlikle çalışma tam saatinde başlasın, hedeflenen tarihlerde hedeflenen sahneler çıksın. Oyun günü tam konsantrasyon sağlayalım. Belli oyuncu prensipleri edinelim. Fuayemiz başka türlü olsun mesela.

Oyun içinse tek bildiğim kıstas şu: Doğal ve samimi olması oyunculukların ve giderek daha büyültmek hedefi. Daha temiz olması, savruklukların giderilmesi, tümden oyunun aksiyon çizgisinin, temposunun ayarlanması vs.

Aklıma gelenler bunlar. Tanılcım Cumartesi konuşalım. Öpüyorum ikinizi de.

Esin Yüksel  16/09/2010

Ben güzel bir iş çıkabileceğine inanıyorum. En önemlisi yazdıklarını okuduğumda içimdeki en büyük his rahatlık oldu zira bizi sıkan ya da zorlayan kuralların, kıstasların, koşuşturmacanın dışında bizi rahatlatan verimli zevkli bir zaman dilimi olacakmış gibime geliyor. Bahsettiğim kıstas kural ya da koşuşturmaca derken teatral sıkıntılardan bahsediyorum. Olağanından oluşmuş, gönüllülük esasına dayalı, çok zamanında başlanmış, ballı şekerli bir proje olurmuş gibime geliyor bana.

Konuşuruz yine ayrıntılı
Sevgiler…

Çalışma takvimlerine hiçbir zaman tam olarak uyulmuyor. Ama hepsinde belirlenen yere yakın, bazen de belirlenen yere kadar o perde çalışılıyor ve her çalışma takviminin sonunda Esa(Ege Sanat Atölyesi) ve Eütt(Ege Üniversitesi Tiyatro Topluluğu)’ye gösterim yapılıp fuaye alınıyor.

Bu ilk dönem çok sıkıntılı geçiyor. Bu dönemin sonunda, oyunu atölyede oynamak fikirleri gelişmeye başlıyor.

“İÇERDEKİLER” 2.PERDE ÇALIŞMA TAKVİMİ

26.09.2010         PAZAR (13-16.00)            ATÖLYE 45.-55.sy             Tekrar

02.10.2010         CUMARTESİ ( 11-16.00) M.EREL/ATÖLYE              55.-61.sy             Açelya ile ısınma

03.10.2010         PAZAR( 12-16.00)            ATÖLYE 55.61.sy             

06.10.2010         ÇARŞAMBA(19-22.00)     M.EREL/ATÖLYE              45.61.sy              ESA’YA GÖSTERİM(21.00’da)

13.10.2010         ÇARŞAMBA(19-22.00)     M.EREL 45.-61.sy –eleştirilerden hareketle elden geçirme               Açelya ile ısınma

16/17.10.2010*               CUMARTESİ/PAZAR(11-16.00)     M.EREL 61.-69.sy             Açelya ile ısınma

20.10.2010         ÇARŞAMBA(19-22.00)     M.EREL 61.-69.sy            

23/24.10.2010*               CUMARTESİ/PAZAR(11-16.00)     M.EREL 45.-69.sy             Açelya ile ısınma

27.10.2010         ÇARŞAMBA(19—22.00)  M.EREL 45.-69.SY            ESA’YA GÖSTERİM(21.00’da)

03.11.2010         ÇARŞAMBA(19-22.00)     M.EREL 45.-69.sy –eleştirilerden hareketle elden geçirme               Açelya ile ısınma

07.11.2010         PAZAR(13-16.00)              M.EREL 69.sy’dan tiradın sonuna kadar 

10.11.2010         ÇARŞAMBA(19-22.00)     M.EREL 2.perde sonuna kadar   

13.11.2010         CUMARTESİ(11-16.00)    M.EREL 2.perde genel prova      

20.11.2010         CUMARTESİ(11-16.00)    M.EREL 2.perde genel prova       ESA’YA GÖSTERİM(15.00’da)

*”Eskicinin Tazesi” provalarına göre belirlenecek.

Ve Pınar’la yazışmalar başlıyor. Pınar bu sırada Londra’da. 2011 Haziran ayına kadar orada ve Moskova’da. Ama her Türkiye’ye geldiğinde bizimle çalışıyor.

Onur Aysoy  13/12/10

Sırf sana bir şey yazabilmek için yarına “İçerdekiler” ekibiyle toplantı ayarladım 🙂 Merak ettiğin üzere ekipteki Komiser: Kerem.(Yalnız açık fikirlerini burada yazma ki Kerem duymasın:) Neler yaptığımıza gelince; hemen hemen hiç ilerleyemedik diyerek bütün ümitlerini yok etmek istemiyorum. Ama az çok öyle. Sahne sorunumuz, bizim onun arkasına biraz saklanmamız, senle çalıştığımız kısımdan sonraki bölümde uzun süre tıkanmamız, iki kişilik çalışmanın yarattığı düşüşleri söyleyebiliriz hafifletici nedenler olarak.

En moral bozucu olan ise, son yaptığımız gösterimde kimse Tutuklu’ya “inanmadı”:(((( Ben de inanmadım gerçi:) 

Pınar Yılmaz  15/12/2010

Hıııımmm, niye öyle oldu, bu oyun tek nefeslik bir oyun aslında ya da iki nefeslik diyelim… En azından Tutuklu-Kız sahnesini bir akıtsaydınız baştan sona. Nasıl çıkıyor içinizden, bir sahnede olduğunuzu unutup… Karakterleri içinize yerleştirip oyunculuğunuzda samimiyete erişmeyi hedefleseniz mesela… Bir yaşasanız o anları… Sonra o anlar sizi nereye götürmüş, teksti nereye çekmiş, onları bir analiz etseniz… 

En fazla masa sandalyenin sığacağı ve biraz da dolanmalık bir alan lazım, niye sahne bu kadar öncelikli ihtiyaç ki? Bence tam tersini yapın. Bir kapanın önce. Tutuklu’nun yaratacağı atmosferin yoğun ve gergin olması lazım. Küçük bir odada çalışın bunu yakalamak, bunun içinde sıkışmak için. O hava her jesti tutuk hale getirsin. Eğer oyuncuların zaman problemi yoksa ihtiyaç duyduğunuz her şey elinizde şu an. Tutuklu ve Kız. Bu karşılaşmayı yaratın kimlikleri içerisinde. Ciddiyim, çok küçük bir odada çalışın. Tutuklu’nun -1 sene mi geçirmişti içerde- aşina olduğu koşulları/açıları/mesafeleri/kokuları bir yoklayın… Ve Kız’ı bunun içerisine sokun. Tamam Komiser’in odası daha büyüktür hücresinden ancak Tutuklu kendi hücresinden konuşuyor olacak ilk etapta (mecazi anlamda). Mesela Esin’le küçük bir odada saatlerce bir arada kalın. Konuşmayın. Konuşmayı küçümseyin bir süre. Aklınızdan geçenleri söyleseniz ne olacak sanki hesabı… O odada mevcut biyolojinizle ne kadar kalabiliyorsunuz? Konuşmadan ne kadar kalabiliyorsunuz? Aklınızdan geçenleri söyleseniz ne olacak? Ne değişecek? Ve bu çalışmayı ayrı ayrı da yapın. Yanı sıra tek tek yapıp birbirinizi izleyin. O hücreyi bir yaratın. Çünkü Tutuklu’nun Komiser’e ve Kız’a söylediği her şey Tutuklu’nun o hücrede yarattığı/kani olduğu şeyler. Oranın kokusunu/dokusunu/rengini/rutubetini hayal edin ve gerçek kılın reaksiyonlarınızla… Start noktası hücre. ( Biz buna yönelik bir çalışma yapmıyoruz. Ama Pınar geldiğinde buradan başlıyor. Beni hemen hemen her çalışmada uzun bir süre, Esin’le Kerem’i de birer kez bir saat boyunca hücrede bırakıyor.) Laflar değil. Ve Kız da Tutuklu’nun hücresiyle karşılaşacak. Laflarıyla değil. Lafları zaten anlamıyor. Neden anlamadığını düşünün. (Tutuklu’dan kaynaklanan sebeplerin yanı sıra Kız’dan kaynaklanan sebepler de var tabi ki ve de asıl çatışma bu zaten) Bu ikisinin karşılaşmasında hangi iki dünya çatışıyor?

Dışarıdayken edinilmesi zor bir deneyim içerisinden konuşuyor/düşünüyor olması lazım Tutuklu’nun. Bunu da denemeden, o ‘içeri’ koşullarını yaratmadan yalandan oynamayın.

Niye yapıyorsunuz bu oyunu hatırlayın. Gerçekçi oyunculukta sonuna kadar gidebilmek için. Oyuncu olarak kendi kimliğinden/becerilerinden başka bir karakter yaratabilmek adına vazgeçebilmek için. Oyunculuk için. Bunun tadına bir oyuncu olarak varabilmek için. Sahne/reji/seyirci bunlar ikincil planda kalması gereken şeyler şu etapta. Karakterle beraber kendi yolculuğunuza çıkmadan veya çıktıysanız belli bir yol almadan başkalarını (seyirci) inandırmak için oynamanın bir manası yok. Ayrıca bu iş, emek ve zaman ister. Bunu kendinize tanıyın. Tesadüfen 1-2 kez olabilir ama maharet bunu her ihtiyaç duyduğunuzda bir oyuncu olarak anında becerebilmek. Bu oyun bunu becerebilme süreci değil miydi? Bunu denemek için yapmıyor muydunuz bunu? Top oyunculularda ve oyuncuların kendi süreçlerinde şu an. Orayı kabaca geçip tesadüfî sonuçlar almaya veya topu seyirciye atmaya çalışmayın. Bu oyun öncelikle oyuncu ve oyunculuk için çalışılan bir oyun. Oradan sağlam 3 oyuncu ve 3 oyunculuk yaratımı çıkarın, rejisi yapılır.

Keyifle, keşfede keşfede, zevk alarak, zorlanarak, alışkanlıklarınıza meydan okuyarak zengin bir deneyim haline getirin bunu, rol tasarımı peşine düşün, rol yapma tuzağına düşmeyin ve her şeyi bir oyuncu olarak kendiniz için yapın, kendinize beceri olarak ekleyebilmek için…  Ayyy böyle, onu yapın bunu yapın gibi iğrenç bir söylem oluştu burada, o söylemin antipatisine kapılmadan işinize bakmanızda fayda var.

Pınar Yılmaz  15/12/2010

Onur, sizin evde küçük bir oda var, benim uyuduğum oda. İşte her gün biraz takıl orada, sonra Esin’le de takılın. 

Atölyedeki oyun atmosferini Muhittin Erel sahnesinde hissedemediğimiz için, Muhittin Erel sahnesinin sürekli dolu olmasından bıktığımız için oyunu atölyede oynamaya karar veriyoruz. Ayrıca hedeflediğimiz oyunculuk için, atölyede seyirciyle dip dibe oynamanın daha zorlayıcı olacağını düşünüyoruz sonradan. Seyircinin konumlanması ile ilgili tartışmalar başlıyor.

Pınar Yılmaz  23/01/2011

Şunu düşündüm: Gerçekçi oyunculuğu ve naturalistik sahnelemeyi ürettiği dünya görüşüne rağmen sanatsal anlamda yaratıcı kılan şey oyuncunun seyircide oyun süresince yavaş yavaş parça parça özdeşlik hali yaratabilme becerisi. Bu nedenle gerçekçi oyunculukta hala bir yaratımdan söz edebiliyoruz.

Niye yukarıdan izlense oyun daha iyi olur gibi bir hissim var diye size yazdığımdan beri düşünüyorum, Buldum sanırım. Bu oyun metin seçimi itibarıyla nasıl bir sahneleme ve oyunculuk üreteceğini daha başından kaba hatlarıyla da olsa belli etmiş durumda zaten. Bu metin, aman allah değişiklikler yapılmayacaksa bu şekilde oynanacak. Tamam. Bu net kabul üzerine o zaman sıra rejiye geldiğinde seyircinin oyuncuyla özdeşlik kurabilme şartlarını didiklemek gerekiyor. Atölye gayet hoş bir fikir bence. Bunun üzerine şunu öneririm ben: Gerçekten de seyirciyi asma kata (5 kişi mi alıyor tamam) ve de merdivenlere alın (orası da herhalde 5-10 arası alır diye tahmin ediyorum, özellikle her basamağa 1 seyirci gibi düşünüyorum) ve de her 2 seyirci arasında boşluk bırakın özellikle, toplu halde izleme ediminin konforunu vermeyin seyirciye, “İçerdekiler”i TEK BAŞINA izlemeye maruz bırakın ve bunu seçecekseniz oyun süresince de bu hali iyice kışkırtmak adına numaralar çekin. (rejiye diyorum, oyuncuya değil numara kısmı) Şimdi bir şey söyleyemiyorum, bilemiyorum. Tutuklu’nun bulunduğu alana asla 3. göz olarak yaklaşmasına izin vermeyin, o alana girmenin tek yolu Tutuklu’nun bedeninden geçsin. Seyirciyi Tutuklu’nun gözleriyle görüp, onun beyniyle düşünmeye zorlayın. Oyunla tek iletişim kurabilme yolu bu olsun, bir tek bu kanalı açık bırakın, onu buna mahkum edin.

Oyunculukta muazzam bir 4. duvar gerekecek. Kat be kat. Bir de tabii riskli de bir yandan, bir anlığına da olsa orda olmamayı kaldıramayacak bir kurulum. Ama denemeye değer bence. Ne kadar içinize alırsanız (oyunu/karakterleri) seyirci için o kadar çok malzemeniz olur.

Oyun süresince seyircinin bu karakterleri tüketmemesi adına çok incelikli donatmak gerekiyor. Oyunculukları, milim milim hesap yapmak lazım, nerde ne açığa çıkacak, nerde ne gizlenecek, nerde ne gösterilip de verilmeyecek hakikaten (bu deyim o kadar iğrenç değilmiş aslında, bence doğru) ve tüm bu psikolojik/duyusal durumlar görsel ve işitsel donanımlarla sahnede gerçekleştirilmeyi nasıl haklılaştıracak. (sahnede görsel/işitsel/duyusal olarak % 100 nasıl vurulacak)

10 veya 15 kişiye oynanacak her oyun. E gişe kaygısı mı var? Yok. Bu bir paylaşım. Esa’nın o anda orda bulunan insanlarla paylaşımı ve gerçek olmalı bu paylaşım. Seyircide de bu gerçeklik hissini oluşturabilmek ona yardımcı olmak lazım. Seyirci koşulları iyi hazırlanmalı, tesadüfe bırakmadan, her durumu hesap ederek, onu en iyi nasıl oyunla birlikte orda tutmanın yollarını bularak. Yani özetle bir şeyi yapıyorsak önce kendimiz inanarak ve de sonuna kadar gidecek cesaretle çalışmak lazım.

Yazım hataları olabilir, acil acil yazdım. Yarın sabah Ortodoks kilisesine gideceğim, 9:10 ayinine. Randevu aldım. Kiliseyi aramak!!

Onur Aysoy  23/01/2011            

Pınarcım, Çarşamba günü gösterim ve ardından oyun üstüne sohbet var. Sanırım sahneleme de konuşulur. Ben bundan bir çıktı alıp gideceğim. Bizi ve oyunu oradan düşünmene bayılıyorum. Eline sağlık, Seyirci-Tutuklu ilişkisi üzerine yazdıkların değerli gerçekten, üzerine düşünmek gerek, ancak seyirciyi asma tavana almamız fiziksel şartlar açısından mümkün değil gibi. Çünkü biz alt katta dip tarafta oynuyoruz, kapı falan da o tarafta ya. Ama tabi o da değiştirilebilir ama sanki zor. Neyse zaten öncelikle yapılacak rejinin dramaturjisini kurmak önemli.

Bu arada 2.perde bitmek üzere. Bir tek benim sondaki uzun tirat kaldı. Biraz aynılaşıyor giderek Tutuklu ona takıldım bu ara. Senin izlediğin ilk bölüm kadar, harekete geçirici alt metinler bulamadım her yerine metnin. Ama bu ara bir tatilimiz olacak.(Okullar tatil, Kerem ve Esin bir süre yoklar) O arada, hem alt metinlerimi ve 2. perdedeki Tutuklu’nun çizgisini yeniden sahne üstünde  tek başıma elden geçireceğim, tiradı da o ara hallederim diye düşünüyorum. Bunun dışında, Kız üstüne epey çalıştık, Kız’ın alt metinlerini ve perde boyuncaki değişimlerini, ruh halini irdeleyip bir çizgi oluşturduk. En son aldığımız haliyle hepsini şu an sahnede göremesek de veya tam olarak yedirilmemiş olsa da Kız’ı anlamış durumdayız diyebilirim. Bir de Kerem’in dediklerinden hareketle benim mekânla ilişkimi geliştirdik. Komiser’in masasındaki tavırlarım, saatle kurduğum ilişki, kapı ve pencereyle kurduklarım. Hepsinin alt metinlerini çıkardık ve bunları da az çok sahnede görüyoruz. Bir de sahnede ikimiz arasındaki ilişkilenme azalmıştı Kız’la ve bu yönde de eleştiri almıştık, onu da düzelttik gibi. Ama tüm bunlara ilişkin inandırıcılıkta bir problem var hala, ilk gösterimimize nazaran.

Böyle işte, Kerem’in sahnelere dönüşüyle sanırım her şey daha iyi olacak:)

Onur Aysoy  23/01/2011            

Bir de şu dediğin benim de epeyce kafamı meşgul ediyor: “Oyunculukta muazzam bir 4. duvar gerekecek. Kat be kat. Bir de tabi riskli de bir yandan, bir anlığına da olsa orda olmamayı kaldıramayacak bir kurulum”
İlk gösterimde bir an ondan sonraki gösterimlerde birçok an orda değildim. 

Pınar Yılmaz  24/01/2011

Lokal rol çalışması için önerilerim:
– Bedensel merkez ve psikolojik jest egzersizleri derinlik ve çeşitlilik kazanmanda yardımcı olabilir.  (Açelya-Uçan- seni çalıştırabilir, bu egzersizlere gayet hâkim durumda)

– Yanı sıra bir de şunu dene derim: Karakteri at bir tarafa. Tüm laflarını, hallerini, tepkilerini Onur olarak akıt. Yani karakterin dramatik koşullarını oluşturan her şeye kendi mevcut koşulların içerisinden reaksiyon göster. Böyle bir akıt rolünü, bu mümkün mertebe belli bir akıcılık ve canlılık kazandıracaktır. (Tutuklu’yu tamamen at, ayık ol bu konuda, oynuyor olma hali ile bir başkası olma hali birbirine karışmasın, silkelen Tutuklu’dan) Sonra Onur grafiğindeki sıçramalar, titreşimler, ‘en’ anları (daha doğrusu işine yarayacağını düşündüklerini) bu kez al Tutuklu’nun içine koy. Tam bir kap değişimi aslında. (bilmem açık oldu mu?)

– Denetleme çalışması: Laflarını başından sonuna kadar saptadığın vurgular, artikülasyon, esler, ses kullanımı her şey dahil olmak üzere bir akıt. Metninin sesini duy. Sese kulağınızı kapamayın. O ses de bir yaratım aracı. Onunla da yaratın. Metnin söyleniş kompozisyonunu çıkarın. (Ses+iç aksiyonun birlikte tasarımı)

– Son olarak, oynarken koptuğun anlarda kendi kendinin ‘O/Tutuklu’ olduğuna inanma süreci karşındakinin ‘O’ (Komiser veya Kız) olduğuna inanma sürecinden daha uzun sürer genelde. Bu sebeple karşındakinin ‘O’ olduğuna inanarak rolünü geri kazanmaya çalış. O’nun ‘O’ olmasına verdiğin reaksiyonlar seni ‘O’ yapsın.

– Bir kayıt bir şeyler yapın da buradan boş boş konuşmayayım.

(Yanı sıra Atölye’nin zahmetli görünen dönüştürüm zımbırtısını lehinize de çevirebilirsiniz. Mesela oyunu farklı yükseltilerde kurma/tutma: Ben bunu keyfen yazıyorum şimdi buraya evet ama Atölye’de oynanacaksa bu oyun biraz bir uçup kaçmak lazım sanki atölyenin sınırlarını değil de sabit bir sahne olmadığından sınırsızlığını görmek lazım belki de…)

20 Kasım 2010’da bitmesi planlanan ilk çalışma dönemi; oyunu Atölyede oynama kararından dolayı yeniden Atölyeye dönüşümüz, Atölyenin kullanımını organize edemememiz, bizim zaman zaman yaşadığımız isteksizlikler nedenleriyle Ocak 2011’e sarkıyor. Bu sürecin sonunda yapılan fuayeye ilişkin notlar…

İÇERDEKİLER – OCAK 2011 GÖSTERİMİ

Eda Dinler Bolatoğlu – İlk kez izleyen biri olarak, bu kadar dip dipe oynarken ve arada dil sürçmeleri de olmasına rağmen kopulmadığını gördüm. Bu önemli dedi.

Yücel Kızılöz– Oyunun ilk perdesini ve sonunu sordu. Bunun üzerine, duygusal patlamalarının dışında, akıl oyunları ile Kız’ı bilinçli ve planlı olarak kendi isteğine getirmeye çalışan bir Tutuklu olması gerektiğini söyledi.  Ancak izlediği şey de, Tutuklu’nun yönlendirmelerinin daha çok o an gelişen şeyler olarak geliştiğini ve kontrolü elinde tutan bir adam olarak algılayamadığını, bu noktada bir eksiklik hissettiğini söyledi. Kız’da ise, Tutuklu’nun akıl oyunlarına ilişkin git gelleri pek görmediğimizi söyledi.

Açelya Uçan – Temel olarak burada olma durumunun seyircide çok oluşmadığını söyledi. Ayakların yere basmadığını, mekânla ilişkinin kurulamadığını, gerçeklik hissinin eksik kaldığını söyledi.  Kız da “normal”in sesini daha güçlü duymamız gerektiğini, Esin’in ise, hepimizin de anormal karşılayacağı bir enişteden gelen isteklere olan tepkilerinin net olmadığını, örneğin “bunları konuşmamız anormal olmuyor mu” derken gerçekten bunu anormal karşılayan bir kimliğe bürünmüş birini göremediklerini söyledi. Tutuklu’nun da, zorbalaştığı, kendi idealist kimliğinden sıyrıldığı yerleri daha keyifle izlediklerini; bunun gibi olan başka yerlerin de metinde olduğunu ama bunları sahnede görmediklerini söyledi. Tutuklu’nun tüm bu akıl oyunlarını,  Kız ile yatabilmek için sürdürdüğünü Onur’un unutmaması gerektiğini, böyle olmadığında, Tutuklu’nun idealist görünümünün kırılmadığını söyledi. Ayrıca, tüm mekânın daha çok kullanılması gerektiğini, mizansenlerin çeşitlenmesi gerektiğini ve oyun zamanının metindeki gibi yarım saatle sınırlı olmasının önemli olduğunu belirtti.

Ali Ersan Karadeniz – Tutuklu üzerinden içeride olmak dışarıda olmak durumlarının yarattığı derin izleri daha belirgin görmeliyiz dedi. Tutuklu’da Komiser’in izlerini, bu izlerden kendisinin de rahatsız olduğu anları görebilmek gibi.

Damla Duru– Kız’ın son gösterimden bu yana, değişimlerinin daha belirgin hale geldiğini ve daha iyi bulduğunu söyledi. Gerçeklik hissi ile ilgili ise, nesne kullanımının ve mekânla temasın önemli olduğunu, bunun gösterilen şey de pek olmadığını söyledi. Örneğin Tutuklu’nun masadaki tozu silmesi gibi ayrıntıların arttırılması gerektiğini söyledi. 

Cem Öntaş– Tutuklu’daki ilk kırılma anının neresi olduğunu göremediğini söyledi. Gösterimde en çok oyuncuların hiç konuşmayıp karşıya baktıkları yerleri sevdiğini söyledi. Bir de, Tutuklu’nun Kız değiştikçe Kız’da biraz da kendisini görmesi gibi bir şeyin sahnede nasıl görünür kılınabileceğine ilişkin bir tartışma açtı.

Edip Deder – 2.perdenin sonunun oyun boyunca süren tartışmaları gereksiz kıldığını, sonun değiştirilmesi gerektiğini söyledi.

Tatil, gidip gelmeler, toplantılar, okumalar derken Şubat tatilimiz Mart sonuna kadar uzuyor. Mart sonu Pınar da burada. Verimli bir dönem başlıyor. Ben işten izin alıyorum, Kerem boş (zaten haftada 23 dakika çalıştığı için:), Esin de çalıştığı okuldan çıkıp dâhil oluyor gündüzleri. 1. sahnenin ön çalışmaları, 6-7 tane doğaçlama, uzun uzun 1.perde giriş çalışmaları, 2.perde detay çalışmaları, geceleri de tiyatro ve oyun üzerine sohbetler. Yani aşağıdaki plan yine tutmuyor. Ama bu sefer daha çok çalışıyoruz planlanandan.

Mart Nisan 2011 Çalışma Takvimi

30 Mart Çarşamba – Esin, Onur – akşam 20.00 a kadar. (oyun var)Ben işten erken çıkmaya çalışacağım.

31 Mart Perşembe – Kerem, Onur – akşam 20.00 a kadar. (oyun var)Ben işten erken çıkmaya çalışacağım.

2 Nisan Cumartesi –  Kerem, Onur / Esin, Onur

3 Nisan Pazar – Kerem, Onur / Esin, Onur

4 Nisan Pazartesi – Esin, Onur

6 Nisan Çarşamba – Kerem, Onur

8 Nisan Cuma – Kerem, Onur

9 Nisan Cumartesi – Kerem, Onur / Esin, Onur

11 Nisan Pazartesi – Esin, Onur

13 Nisan Çarşamba – Kerem, Onur

15 Nisan Cuma – Kerem, Onur

16 Nisan Cumartesi – Kerem, Onur / Esin, Onur

19 Nisan Salı – Esin, Onur

20 Nisan Çarşamba – Kerem, Onur

22 Nisan Cuma – Kerem, Onur

23 Nisan Cumartesi – Kerem, Onur / Esin, Onur

24 Nisan Pazar – Kerem, Onur / Esin, Onur

26 Nisan Salı – Esin, Onur

27 Nisan Çarşamba – Kerem, Onur

29 Nisan Cuma – Kerem, Onur

30 Nisan Cumartesi – Kerem, Onur / Esin, Onur 29 1 4 5 11 2129 1 4 5 11 21

Çalışmalar verimli geçince artık herkes daha istekli. Biz oyun provaları dışında, oyunculuk çalışmaları da yapmak istiyoruz. Pınar da hem Esa’nın diğer üyelerinin de dâhil olabileceği eğitim çalışmaları hem reji için ayrı bir çalışma programı hem de oyun kadrosu için ayrı çalışmalar içeren taslak bir program yolluyor. ( linki) (Bu taslak program içinden hangilerinin yapıldığı, çalışmaların olduğu linkten görülebilir.)

Esa üyelerinin de katıldığı bu çalışmaların ilki 2011 Mayıs ayında Açelya tarafından yaptırılıyor. Hatırladığım kadarıyla İlknur Yıldız, Ali Ersan Karadeniz, Tanıl Levent, Damla Duru, Firdevs Alkan     ( birkaç çalışma) ve bizim ekip çalışmalara katılıyor. Ama yine planlanandan önce kesiliyor çalışmalar: Ali İstanbul’da memurluk kazanıyor, Ali ve Açelya İstanbul’a taşınmak üzere buradaki işlerine yoğunlaşıyor. Başka kişisel mevzular sıkıntı yaratıyor.

Aşağıdaki yazı bu çalışma taslaklarını bize yolladığı gün Pınar’ın attığı mailden.(link)

Pınar Yılmaz  23/04/2011

Not 1: Oyunculuk çalışmalarını ortalama 3 kişilik hazırlıyorum, ekstra katılan olursa ona göre düzenleyin lütfen, bir de ben genel olarak belli bir sıraya koydum ve 3 ayrı grubun çalışmalarının paralelliğini de gözetmeye çalıştım, ancak daha işlevsel hale getirmek gerekebilir, gereğini yapın o durumda. Bir de doğaçlamaların koşullarını, hedeflenen şey baki tutulmak üzere değiştirebilirsiniz.

Not 2: Yeterince açık olmayan çalışmalar varsa konuşalım konuşalım.

Not 3: Bir de şunu söylemem lazım, şimdi bu çalışmaları kendim bile yaptıracak olsam zaman zaman değişiklikler yapabilirim. Yani oyuncunun o günkü durumu, bir önceki çalışmadan alınan/alınamayan verim her şeyi değiştirebilir. O sebeple sağduyunuza güvenerek gerekli değişiklikleri yapın. Ben aslında bu programı bir taslak program olarak gönderiyorum, öyle düşünün. Bir de tabi öngöremediğim şeyler de olabilir. O durumlarda da gerekli müdahaleleri siz yapacaksınız artık.

Not 4: 14 haftayla sınırlamamın sebebi yazın 1 ay çalışma yapılmayacak olması bilgisi. Yine yukarıda yazdığım gibi her şey orda şekilleniyor/şekillenecek.

Not 5: Yanı sıra bu çalışmaları çıkardığım genel çalışma listesi Açelya ve Zafer’de var, ben bu süreçte en çok faydalı olacağını düşündüklerimi seçtim ama yine koşullar gereği o genel listelerden de faydalanılabilir ya da farklı odaklı çalışmalara ihtiyaç duyulursa yine konuşalım…

Not 6: Oyuncular Açelya’nın yaptıracağı doğaçlama çalışmalarını dikkatle okumasın lütfen. Ben bilginiz olsun diye hepinize yolluyorum ama o çalışmaların kesinlikle önceden kurgulanmadan alınması gerekiyor. Okuyun ve hemen unutun. Unutarak da, Zafer’in, Esin’in hücrede aldığı çalışma üzerine ‘umarım unutabiliriz öğrendiklerimizi’ dileğine bir selam çakın.

Not 7: Eksik gedik, zaman kaymaları olacaktır illa ki. Haberleşelim. Zevkli çalışmalar dilerim.

NOT 8: Maili aldığınıza dair yazarsanız sevinirim, kime ulaştı kime ulaşmadı derdine düşmemek adına…

Pınar’ın attığı taslak programın uyarlanması ve planlanması zaman alıyor. Esa üyeleri ile yapılan çalışmalar kısa sürede organize ediliyor ve 1 Mayıs’ta başlıyor. Oyuncuların kendi çalışmaları ise oyunun çıktığı 2012 Ocak ayına kadar hep yeniden revize ediliyor.

Dramaturji kısmı için;

Zafer bu tarihe kadar daha çok oyuncu kadrosu ve Pınar’la yürütülen metin incelemelerinin, kendisine aktarılmasını istiyor. Kendi okumaları üzerinden bunları bilerek bir sunum yapmak istiyor çünkü. Önce birlikte oyunun genel anlatısına giden en ufak detayları, karakterlerin özelliklerini, “değişmek” ve “değiştirmek istemek” üzerine yüklediğimiz anlamları konuşuyoruz. Bu konuşmada oyunun genel olay örüntüsünün oluşturduğu anlamlara dair ve oyunun sonuna dair (Kız’da bir şeyin değişmesi gerektiği, Tutuklu’nun da orijinal metindeki kadar bir iç dengeye ulaşmaması gerektiği gibi) belli fikirlerde uzlaşıyoruz.

Bunun üzerine kısa bir süre sonra Zafer başka noktalardan bizim için daha sonra gayet açıcı olacak sunumunu yapıyor bize.(link)

Reji kısmında ise, Zafer Menek reji sorumluluğunu alıyor. Esa üyelerinden Açelya Uçan- İstanbul’a gidene kadar- Fırat Özmen Akıncı ve Damla Duru da yine zaman zaman çalışmalara gelip çalıştırıcılık yapıyorlar süreç içinde.

Aşağıdaki maillerde, tüm bu organizasyon döneminin başlarında Pınar’a çok soru sormamız sonrası Pınar önerilerini ayrıntılandırıyor. Zafer de maça artık daha fazla dâhil oluyor.

Pınar Yılmaz 28/04/2011

Benzer kaygılarla Onur ve Zaferden aldığım maile cevaben: (Açelya’ya da bilgisi olsun diye)

Onur:

Genel oyunculuk-doğaçlama çalışmalarını fazla sayıda kişi olmayacağı için (Esa’nın tümü katılsa bile fazla sayıda değil, çünkü o doğaçlamalar 5-15 dakikalık şeyler) hedeflenen amaçlara ulasana kadar tekrar tekrar alacağınızı hesaplayarak sadece o güne koydum. Bu çalışmayı ucu açık yapın dememin sebebi de buydu zaten. Hesaplanan şekilde yapılırsa o gün bol bol iyileştirme-düzeltme şansınız olacak diye tahmin ediyorum. Bunun dışında eğer kendi gününüzde (oyuncuların günü) vaktiniz olursa tabii ki ekstra doğaçlama yapın. Aslında sizin için hazırladığım programda 7. haftadan itibaren doğaçlamalar başlıyor (9. hafta hariç) ancak öncesinde de yapmak isterseniz kendi gününüzü 1 saat uzatıp yapın derim. Gerekli alıştırmaları hazırlarım tekrar. Bugün mesela çok güzel doğaçlamalar öğrendim. İlk 6 hafta oyuncuların yapacakları iş ise karakterlerini metnin verdiği hiçbir veriyi kaçırmadan tanımaya anlamaya çalışmak. Yani o karakterleri sizden iyi kimse bilmesin. Bu kadar içli dışlı olmak için mesai harcamak. Bazen gerekli zaman harcanmadan hedeflenen şeylere ulaşılamayabilir başka her koşul tamamlanmış olsa da. İşte ben de ilk 4 hafta bu karakterlerle nihayetinde teatral olarak bir takım sonuçlara varmak üzere olmasa da (kısa vadede) vakit geçirin diyorum. Zaman, kesinlikle ilerletici ve yakınlaştırıcı bir faktör oyunculuk-karakter çalışmasında.

Onur-Zafer: 

Reji-dramaturji gününün ilk 4 haftasını sadece beyin patlatmaya ayırmamın nedeni hem oyunculara henüz kimse tarafından izlenmeden kendi yaratımlarını oluşturma fırsatı vermek, hem de oluşturacakları karakterleri hangi dramaturjik ve fiziksel zeminlerde oluşturacaklarını Zaferle birlikte nihai olarak belirlemek. Şunu gözetiyorum: Oyuncular izlenmeden-yargılanmadan-doğru yanlışla törpülenmeden önce bir kendi yapabilirliklerinin farkına varsınlar, karakterleri hiç olmayacak yerlere çeksinler ki sahne altından yapılacak tercihlere diğer bütün şeyleri denemiş oyuncular olarak olur versinler ve de zorlanmasınlar. Ve de hatırlayalım bu oyun öncelikle oyunculuklarımızı geliştirmek amacıyla çalışılıyor. Yani bu oyun çıktığında en azından bu 3 oyuncu bir karakteri nasıl çıkaracaklarını biliyor ve de bu bilgiyi aktarabiliyor olmalılar. Bu soru cevaplanamıyorsa 14 hafta sonunda oyun bile ertelenebilir bence. Çünkü bu oyunun nihayetinde öncelikle bu 3 kişiye ve dolayısıyla Esa’ya faydası olması gerekiyor. Bir sonraki oyunda bu 3 kişi karakterleri çalıştırıyor olamadıkları takdirde oyun işlevini yerine getirememiş olur bence.

Ayrıca bence dramaturjinin ilk 4 günü bir projeye başlarken yapılması gereken ilk 4 çalışma zaten. Ha bunları zaten yaptık diyorsanız tamam, ama oyunla ilgili net referanslar oluşturmak gerekiyor ki bu da oyunculardan ziyade rejinin işi. Yani Zafer ilk 5 hafta sahne izlemeyecek diye işi yok zannediyor ama öyle değil. Bu arada oyuna dair en büyük hayalleri kurmak Zafer’in işi. (Sahnesinden broşürüne kadar: Nasıl bir oyun hayali kuracak bu adam? Bu öncelikle onun işi, oyuncuların değil) Oyuncular da 6. haftaya kadar kendileriyle de paylaşılan bu şeyleri vücuda getirmek adına donanmaya çalışacaklar. Yani ne demek istiyorum: Rejinin ilk 4 haftası Zafer’in sorumluluğunda olacak diye öyle bir program yaptım. Oyunla ilgili düşünülebilecek her şeyi düşünüp araştırıp paylaşmak. Hem entelektüel açıdan hem de fiziki olarak sahne ge(rc)ekleri açısından.

Yani aslında çıkardığım programın temel prensibi şu:

– Oyunculuk çalışmaları sırasında kendinizi oyuncu olarak donatmak ve geliştirmek oyuncuların ve Açelya’nın sorumluluğunda. Burada karşılıklı bir farkındalık gerekiyor: Oyuncu kendi eksiğini bilecek, Açelya da hem oyuncunun eksiğini görecek hem de onun nasıl aşılabileceğine dair bir fikri olacak. Oyuncu Açelya’nın işini yapmasına hem bedensel hem zihinsel olarak yardımcı olacak.

– Oyuncu günlerinde özgürce yaratımlarda bulunup yaratıcılık düzeylerini geliştirmek oyuncuların sorumluluğunda.

– Reji günlerinde nasıl bir oyun kurmak rejinin sorumluluğunda, kurulan oyuna cevap verebilmek için gerekli donanıma sahip olmak da oyuncuların sorumluluğunda.

– (Yanı sıra zaten herkes oyunculuk çalışmalarına katılabiliyor, izlerken toplanması gereken de çok veri var Zafer: Mesela Onur’un vücudu çok gergin, onu sürekli dürtmek lazım, Tutuklu’ya karakter olarak gidiyor  diye yiyoruz ama bir oyuncu olarak vücudu çok sert ve islenmemiş görünüyor (hımmm 🙂 , Kerem’le bir çalıştırıcı olarak nasıl çalışacağının yolunu bulmak, Kerem’i her koptuğunda nasıl toplayacağını bilmek, Esin’i her çalışmada herkesten 2 kat zorlamak (onunla birlikte) vs vs. Bunların yollarını insanları izleyerek bulacağız ilk 4 hafta, yani izlemeye başladığın andan itibaren müdahilsin aslında ve de bence bu 4 haftada hem Açelya’yı gözle hem oyuncuları. Onun onlarla kurduğu-kuracağı dili gözle ve de Açelya’ya ilet oyuncularla ilgili gördüğün şeyleri. Çünkü oyuncuları hazırlamak onun görevi.)

Umarım aydınlatıcı olabilmişimdir ancak hemen şunu da belirtmem gerekir ki ben bunları çok uzaklardan yazıyorum, yani her an her gün başka şeylere ihtiyaç duyulabilir, başka şeyler daha faydalı olabilir, benim gözettiğim prensip en son sıraladığım 3 madde. Bana bir şey sormanıza gerek yok aslında, onları baki tutarak her şeyi de değiştirebilirsiniz ya da başka, daha faydalı ve işlevsel olacağını düşündüğünüz prensipler de oluşturabilirsiniz. Ama gözettiğiniz bir şey-ler olsun lütfen ve bunların içinde oyunculuk ön planda olsun. Oyuncuyu hareket eden resme indirgemekten vazgeçmek, oyuncu olarak değişmek, yenilenmek, değiştirmek, oyunculuğa aşık olmak, oyunculuktan faydalanarak insan olarak değişmek-değiştirmek, empati yeteneğimizi geliştirmek.

Zafer Menek  28/04/2011                                

Ben olaya herkesin son derece iyi niyetli baktığını düşünüyorum. Bu kararlılıkta da devam edeceğini düşünüyorum. En azından ben bu güzel üretim biçiminin giderek renklenmesi için elimden geleni yapacağım. Herhalde sürecin oluşum şekli bazı kararsızlıklar oluşturdu gibi geliyor bana. Proje 3 kişinin (özellikle de Onur’un )çabası ile yürüyordu Pınar gelene kadar ve bu süreçte şu halde etkin rolleri olacak olan Açelya ve ben (planlama üzerine konuşuyorum yanlış anlaşılmasın) sadece birkaç kere sunum izledik. Bu süreçte reji, oyunculuk çalışması ve tasarımı bildiğim kadarı ile ekip tamamen kendi yağı ile kavuruyordu. Pınar’ın olduğu süreçte ise reji ve oyunculuk çalışması genelde Pınar’ın denetiminde ve iç içe idi. Ben bu süreçte (sizlerin de öyle olduğunu sanıyorum)oyuna dair fikirlerimi daha çok Pınar ile paylaştım. Ancak yeni mevcut durumun pratik ihtiyaçları var. Eğitim çalışmalarını yürütecek Açelya’ya bu çalışmalarda, sahne altında da bana güvenmeniz. Biz de tabii ki sizin düşüncelerinizi ciddiye alıp kendimizi geliştireceğiz. Bu oyun oyuncular için olduğu kadar bizim içinde bir çalışma ve becerilerimizi sınama/geliştirme alanı. Bu  da en başta birbirimize genel anlamı ile güvenmek ve saygı duymak ile mümkün. Açelya çalışmalarda, ben sahne altında, oyuncular sahnede yer yer tökezleyecektir. Bu durumlarda birbirimize elvermemiz sadece bu oyun için değil, oluşmasını umduğumuz ve çabaladığımız yeni (nitelik olarak) tiyatral alanın dokusu için de son derece önemli. Bu yüzden küçük şeylere kırılmayalım, tabii ki birbirimizin hassasiyetlerine de dikkat edelim. Birlikte yolumuzun çok uzun olmasını diliyorum. Bu fidanı baştan budamayalım.

Herkese kucak dolusu sevgiler 

Zafer Menek28 04 2011            

Son söz olarak bir Turgut Uyar şiiri yazacağım. Bu yazma isteğimi maillerde çürüterek:)

Biliyor musun güçlü dağları görmenin zamanıdır
şimdi bir bağırsan çok iyi biliyorum
ya da üst üste silah atsan
kent tepinir belki bütün kuşlar uçar
belki değil mutlaka
…ama
bir tanesi mutlaka kalır.”

Topluca kalabilmemiz ve bir arada olabilmemiz umudu ile…

Pınar’ın Haziran 2011’de 2. ve oyun çıkmadan önce son gelişi. Yine sahne ve doğaçlama çalışmaları yapıyoruz. Kerem ve benim favori çalışmamız olan parkta yaptığımız “hayat zamanlı” doğaçlama da bu dönem.

Pınar Yılmaz  01/05/2011

Bu sefer Karşıyaka’ya, Alsancak’a falan gitmek istiyorum, muhtemelen devam etmekte olan sizin çalışmalara sadece bir gözlemci olarak katılmak istiyorum. (çenemi tutabildiğim kadarıyla tabi)

Ve tabii ki bugünkü çalışma nasıl geçti? Kimler vardı?

Onur Aysoy  02/05/2011

Şimdi; gelme gitme, son 1 ay, İzmir, İstanbul meselelerine ilişkin, yani sen 1 aydan fazla orada (Londra’da) kalmamayı netleştirdin mi? Bu kesin değildi sanki ve yani düğünden bir 10 gün önce mi burada olacaksın? Ve son olarak “ama bakın düğünden ( Eda ile Erhan evleniyorJ) sonra hemen giderim, daha fazla ısrar yok” demek için mi, İstanbul’u çok özlediğini yazıyorsun 🙂 ???  Ve lütfen çeneni tutama geldiğinde! Bu arada evet, bence de Alsancak’a Karşıyaka’ya gidilmeli.

Çalışma iyiydi. Açelya gayet  sakindi. Kontrolü ve katılımı iyi yönetti. Ama sanki biraz daha açımlayıcı olabilir. Ama iyiydi. Ali yazınca aklıma geldi, seninle aldığımız yarım çalışmayı saymazsak Ali’yle ilk çalışmamızdı örneğin. Damla’yla Esa’lıların ilk. Onun heyecanı ve isteği de hoştu. Ben aynı motivasyondayım. Deniyorum yılmadan 🙂 Eklem yerleri ile ilgili ısınma da, daha iyiydim. Amacına daha çok yaklaştım çalışmanın. Sıfırlamada da, kötü başladım ama bulabildim. Esin de daha motiveydi. Kerem( ayrı parantez istiyor ama erken. Önce onunla konuşmalıyım.) 
”Sonrası iyilik güzellik”. Uzun sürecek derken, bunu görüyor ama hissetmiyordum. Şimdi hissediyorum.

Pınar Yılmaz  02/05/2011

– Evet, tez için kalmam gerekmiyor modül bittikten sonra, Haziran başında dönmüş olacağım, şu an tam bilmiyorum önce nereye gideceğimi. İstanbul’u çok özlediğim için İstanbul’u çok özlediğimi yazdımJ Düğünden sonra pek kalamam bence, param bitmiş olacak ve benim dönüp artık iş bulmam gerekecek. Üniversitede bir yerde Eylül’de başlamak üzere bir iş bulursam belki yazın yine atölye fırsatı olur ancak bu İstanbul’a dönmeden asla netleşmeyecek.

– Çalışmayla ilgili yazdıkların güzel, kendinle ilgili yazdıkların da fena değil.

Pınar Yılmaz  02/05/2011

Bir de sen Martı’yı okumuş muydun?

Onur Aysoy  02/05/2011

Martı’yı okumuş ve sonra Bach’ın diğer kitaplarını da hemen almıştım, hatta ilk okuduğum kitap bile olabilir Martı.

Martı ile ilgili grup mailinde ortak çalışmalara başladığımızda Pınar’ın 02/05/2011 tarihinde yazdıkları:

Bu arada hazır aklıma gelmişken, muhtemelen çoğunuz okumuştur, ‘Martı Jonathan Livingston’ın (Richard Bach) oyunculuk çalışmalarına (tekrar) başlarken çok doğru bir yerden motive eden bir kitap olduğunu düşünüyorum. Belki tekrar o gözle okumak istersiniz… (bu arada ben gene çok mutlu olmaya başladım burada, gerçekten anlamıyorum niye bu kadar çok mutlu oluyorum.) İlk çalışmanızın bu denli zevkli geçmesi beni ayrı bir sevindirdi tabi. Ama ondan önce de mutluydum zaten.

Pınar Yılmaz  11/05/2011

Sevgili gençler, nasıl gidiyor çalışmalar, her şey yolunda inşallah?? Zafer ne alemde?? (ben hala çok mutluyum!!)

Onur Aysoy  11/05/2011

İkinci haftanın içindeyiz. Perşembe şu oyuncuların yalnız kaldığı gün ile Zafer’in eklendiği günün ayrıntılı programını yapacağız. Metin yazımında 1. perde bitti. Sadece bazı yerlerin kısaltması var. 2. perde de benim biraz kaldı. Perşembe programı oturtabilirsek, replik replik repliğin yanına eylemini yazma çalışmasına geçeceğiz. ilk hafta ses, diyafram ve artikülasyon üzerine çalışma yaptık, kendimizce 🙂 Esin’le benim bazı artikülasyon hatalarını fark etmemize yaradı bu. Diyaframı kullanmak konusunda daha dikkatli olmamıza da yaradı. Bir de senin arkadaşın Gözde’nin bizimle ses nefes atölyesi alma projesini hayata geçirelim dedik hemen bu ara, ben arayacağım onu.

Açelya ile alınan çalışmalar da iyi gidiyor. Ali ve Tanıl’ı yeniden böyle istekli görmek güzel.

Mutlu oluşun, sunumlarının iyi geçmesi de bizi memnun etmekte, saygılar efendim.

Pınar Yılmaz  11/05/2011

– Arkadaşımın adi Gizem,

– Birden çok aralıklı çalışıyormuşsunuz hissine kapıldım, niye öyle oldu? Gününüz varsa oyuncu çalışmalarını ikiye mi çıkarsanız acaba, yine sesli düşünüyorum sadece tabii ki. Neyse genel olarak havanın iyi olduğunu anlıyorum, bu güzel, hadi bakalım, görüşürüz.   

Onur Aysoy  12/05/2011

Gizem evet, pardon. 2 günden fazla çalışma zor gibi. Zaten bugün bir konuşulacak. Bakalım. 

Pınar Yılmaz  17/06/2011

Sayın Esin, Onur, Kerem, bugünkü çalışmayı 7:30 Yeşil Köşk yapalım dedik ben ve kahvehane arkadaşlarım. Haberiniz ola. Değişik bir şey deneyeceğiz artık mekân sıkıntısından. Neyse.(O gün Esin gelemiyor, Pınar da fikir değiştiriyor ve “park doğaçlaması” dediğimiz çalışmayı bugün alıyoruz.)

Onur Aysoy  22/06/2011

Artık, haftalık program yapalım mı? Bu hafta için teklifim: Pazar gününe kadar ben, 2. perdedeki kendi repliklerimi yazmayı bitireyim. Kerem de 1. perdenin parantez içlerini bitirsin. (2. perdenin metin incelemesi Temmuz 2011 sonunda, 1. perdenin ise Ekim 2011’de bitiyor(link) 🙂 Perşembe Cuma Cumartesi ve Pazar çalışma alalım. Yani şöyle diyeyim, ben uygunum, siz ne dersiniz bu hafta için? Çünkü bir de ben haftaya hafta içi yokum, görevlendirmem var ve artık vites arttırsak mı acaba???      (En çok kendime söylüyorum merak etmeyin) ve de tabii toplu çalışma olacaksa, Pazar olsun ve biz ondan sonra da, bir doğaçlama çalışması yapalım.

Zafer Menek  22/06/2011

Ben bu haftaya özel olmak üzere sadece Pazar gelebiliyor görünüyorum. Devamında hepsine gelmeye çalışacağım. Bulunan eylemler ve oluşan teksti(kendi kısaltılmış metni) Cumartesi günü bana herkesin metninden birer tane çektirirseniz iyi olur. Lüzumsuz bir vakit kaybından kurtuluruz. Çalışmalar bence de 3+1(toplu çalışma )çıkmalı. Günlerini kesinleştirmesek de her hafta bir sonraki haftanın çalışma programını belirleyerek gidelim. Sizin iç çalışma günleriniz bitti mi, devamı var mı onları da düşünelim. Hafta sonu iki gün toplu çalışma + bir oyun çalışması günü iyi olur. Hafta sonu oyun çalışması günü sonrasını oyunun gidişatı (reji+oyunculuk+dekor vb. teknik detaylar) için 2 saatlik bir artı ile düşünebiliriz gibime geliyor. Bu arada bir an önce dekor vs. için organize olup edinme yollarını da araştıralım.

Zafer Menek  22/06/2011

Yani programdaki 4 çalışmanın biri sadece üçünüze dair. Bu çalışmalara devamında da gelmeyeyim diyorum. Ancak onlardan kaç tane olacağı belirsiz şu an anladığım kadarı ile. Ama tekst işi bu hafta bitmiş olmalı. Bunun öncelik olduğunu unutmayalım. Sevgi, saygı ve hürmetlerimle.

Onur Aysoy  22/06/2011

Pınar, bizim Kerem’le parkta aldığımız doğaçlamadan notlarını yollar mısın bize? Bir de aklıma bizim Esinle de şöyle bir doğaçlamamız -yine dış mekânda- olabilir gibi geldi: Ben çıktıktan yıllar sonra( yine belirsiz olsun), bizim Kız’la ilk kez yalnız kaldığımız zamanı bir doğaçlayalım. Mesela, benim eşim doğum için hastanedeyken yine hastane bahçesi kafesi gibi bir yerde. Ama tabi, bu bizim Kerem’le yaptığımızdan oyun metnine daha sadık verili koşullar içeriyor. Sence?

Pınar Yılmaz  22/06/2011

Doğaçlama notları (hastane önünde bekleyiş): Sahnenin sıkıştırılmış zamanından ziyade gerçek hayat zamanlı bir doğaçlama

İlk doğaçlamanın hataları: (Aynı çalışmayı o gün iki kere üst üste aldık. O nedenle ilk doğaçlama diyor)

– Karakterlerin yapılmış hallerinden yola çıktılar, kendilerine ve birbirlerine yeniden bakmak üzere değil. Birbirlerine birbirlerini sunmaya çalıştılar, yaşamak yerine. Durumun içine kendilerini bırakmadılar ve karakterlerin ezberledikleri performanslarını sergilediler birbirlerine.

– İlişkilerindeki mevcut veya olası çatışmaları hiç havayı, kendilerini ve birbirlerini koklamadan seyirciye doğru bir deneyim olarak yaşadılar. Yani içeriden ziyade dışarı doğru. Oysaki yaşarken öyle yaşamıyoruz. İç aksiyon dediğimiz nane içimizdeki her şeyi ortaya çıkarmaktan oluşmuyor, onlar arasında bir tercih koyup bazılarını gösterip bazılarını saklamamız üzerine oluşuyor. Yoksa iç aksiyon kendi başına aksiyon olamazdı zaten.

2. doğaçlamanın güzellikleri, aralanan kapılar:

– Biz niye böyle adamlar olmuşuza yönelik ufak ufak veriler oluştu. (bunları onlar biliyor sadece:)

– Durum içindeki anlara teslim olma komutuyla karakterleri gereksiz yere hızlandırıp tüketmediler. Bu belli bir akıcılık ve yumuşaklık kazandırdı olagelen şeye.

– Gerçekten görmek, gerçekten orda olmak, gerçekten sonuç odaklı değil (sahneyi bir yere taşımak) anların değerleri, birbirlerinden ayrıştığı yerler, bunların nasıl yapıldığı/yapılabileceği sezgisel olarak keşfedildi. Anlara teslim olunduğunda ortaya çıkan enerji değişimlerinin farkına varıldı.

– Es anları yaşanarak büyütüldü. Es anları sessizlikler değildi.

– Konuşarak ve konuşmayarak yaşanabilecek/yaratılabilecek anların kapıları aralandı.

– Neyin üzerine söylüyoruz ya da söylemeliyiz. Söz hep bedende yaşanan şeyin artık dışarı çıkması üzerine söylenmeli. Yani söz içerde olup bitenin dışarı taşma isteği olmalıdır sahnede her zaman. Aksi takdirde oyuncu gibi nefes alıp veren/yaşayan bir şeye ihtiyaç duyulmazdı. Söz anın başlangıcı değil, sonudur/sonucudur. Bunu unutmamak lazım. Söz 2. kişiye bedendekini aktarımdır. Bu sebeple de sözü söyleyen de söz söylenen de etkilenir, (etkilenmelidir) bambaşka şekillerde. Çünkü söz bedende olanın sese dönüşmüş halidir. O sözü söyleyen bu dönüşümü merakla takip etmelidir. Sözü alan zaten yapmalıdır.

– Rejiyle tasarlanarak yakalanabilmesi zor anlar yakalandı: Bir an ikisi de kendi sağlarına dönerek oturuyorlardı, Kerem dışarı, Onur Kerem’e doğru bakıyordu. Çok güzeldi. Biz oyunda hep Komiser’i Tutuklu’nun etrafına dikiyoruz, hedef bunu yaşamak ve yaşatmak olsa da bunu hep yaptığımızda bunu değil başka bir şeyi yapmış oluruz. Aynen söz meselesi gibi. Komiser’in içinde öyle bir yönelim hep olabilir ancak bazen bir şeyi öne çıkarır, bazen başka bir şeyi. Bazen kaçar, düşünürken görülmemek için, o anları da Tutuklu yakalar vs vs. Özetle bir pozzo lucky anı yakalandı orda, çok heyecanlandırdı. Yanı sıra an an Çehov oyunlarından esintiler de oldu. Biraz da Çehov okumak faydalı olabilir. Oradaki karakterlerin kendilerini ve hayatı/dünyayı nasıl dinlediklerini hatırlamak. Çehov karakterleri asla kendilerini sunmazlar. Bu sebeple de belki de Stanislavski için süper bir fırsat oldu başka bir oyunculuk yöntemi geliştirmek adına. Tam tersine hep kendilerini kendi bedenlerinden geri sürmeye çalışırlar. İçe patlamaları onların bedensel ekonomilerini ve dışsal yaşantılarını oluşturur. Rüya gibi.

Son olarak: Özellikle bu tersine anların yaratılması üzerine iskambille yapılan bir doğaçlama var. Yine bu hastane/anneyi bekleyiş doğaçlaması üzerine alınabilir aslında duyulma problemi yaşanmayacaksa, burada metin önemli olacak çünkü, kayıp olmamalı, yaşanırsa kapalı mekanda yapın.

Egzersiz: 2 oyuncu doğaçlamalarına başlarlar, çalıştırıcı her 2 oyuncuya aynı veya farklı zamanlarda iskambillerden birini gösterir. 1-11 1:en güçsüz/düşük/zayıf 11: en güçlü en emin. Bu 2 referans noktası arasında çeşitli anlar yaratılır. Oyunun genel dramaturjisi kesinlikle unutularak yapılmalı. Çünkü bu bir keşif çalışması. Değişik varyasyonlarla 1-3 4-5 1-11 aynı anda verilerek oyuncuların kendilerine gösterilen kartlara göre doğaçlamayı sürdürmeleri beklenir. Çalıştırıcı da her varyasyonu denediğinden emin olmalı, doğaçlamayı sürprizlere açık tutmalıdır. Bunu Zafer aldırsın bence. Açık olmayan bir şey varsa yazın, açarım. Sözcükleri/metni (doğaçlama metni tabi ki) gelen her numaraya göre nasıl farklı kullanıyoruz?? Anlar nasıl monotonluktan kurtulur?? 3-5le 4-5 arasındaki o ince fark. Oyuncular birbirlerinin kartlarını görmezler, birbirlerinin numaralarını birbirlerinin hal tavrından anlarlar ille anlamaları gerekiyorsa. Yaşamaları beklenmekte öncelikle. Bu arada döndüğümden beri ilk defa yalnız kaldım. İlk defa düşünüyorum ben şimdi ne yapacağım diye, çok zevkliymiş, insanlara anlatırken düşünmüyormuşum aslında, aklıselim cevaplar vermeye gayret gösteriyormuşum çoğunlukla. Şimdi düşünüyorum.

– Onur bence yukarıda yazdığın çalışma güzel. Hem üzerine eklenen zamanla o hallerinizi hatırlarken o anların içinde nasıl hissettiğinizi daha iyi kavrayabilirsiniz. Kendinize dışardan bakabilmeniz için de (yani içinde bulunduğunuz duruma) verimli bir çalışma olabilir. Kerem etrafınızda olsun bence bu çalışmayı yaparken, sizi çaktırmadan izlesin, belki sizin gözden kaçırabileceğiniz şeyleri yakalar. Yanı sıra oyuncuların doğaçlama çalışmalarına da böyle doğaçlamalar yazmıştım ben üçünüz için. Onlara da bir bakın isterseniz.

Veeeeeeee İstanbul’da da “İçerdekiler” oynandı biliyorsunuz, yönetmeni benim Stüdyo’da eğitmenimdi (Deniz) oyundan bahsettim, heyecanla bekliyorlar (Tulu ve Deniz) hatta Deniz provaları da görmek istiyor, hatta Deniz kendisi Tutuklu’yu oynamak istiyor……..  Yani demem o ki ben de anlatırken bir daha heyecanlandım, yaşamsal yorgunluklar ve karmaşalar ve sigara dertleri gibi eften püften şeylere takılıp elimizdekinin kıymetini kaçırmayalım. Eylül’de çıkacak dedim valla… Çok merak etti çok. Hem şu sahne kullanımından bahsettim, hem Zafer’in bize geçen gün bahsettiklerinden, hem oyunculuklarda nerelere doğru yol almaya çalıştığımızdan.

Hürmetler

Zafer Menek  22/06/2011

İlk olarak Onur ile Kerem’in yaptığı doğaçlamada onların tanıklıklarını ve hissettiklerini de duymak isterim. Bu durumda Pınar’ınki ile birleşince (Pınar’ın aktarımına güven ile ilgili değil, daha başarılı bir algılamaya ulaşmak için)Esin ve Onur ile ilgili çalışmayı beraber yapmayı deneyebiliriz.

İkinci olarak Pınar’ın bahsettiği anlar zaten oyunu değerli yapacak, gerçek yapacak şeyler. Reji toplantısının sonunda ben not almaya çalıştım. Bir kaç yakaladığımız nokta önemliydi. Bunlardan biri oyun kişilerinin rollerine uygunsuz durumları idi. 1.perdede hep biz diyen ama Ben’inin önemsenmemesinden mutsuz Komiser, aslında yıkıma uğramış ama bozgununu göstermemeye çalışan Tutuklu, 2.perdede kafa-beden bütünlüğü bozulmuş ama tutarlı ve akli davranmaya çalışan Tutuklu, toplum değerlerini aslında kendine bu kadar yedirmemiş, ama savunma pozisyonu gereği ona sığınan Kız… Zaten iletişim durumunu Ayşegül Yüksel “kişiler rollerinden soyunurlar ve gerçek iletişim başlar” diye tanımlıyor. Bence de çok güzel bir tespit. Oyun içinde bu ikirciklikleri, bu oyun dışına çıkma halleri oyunun izlenirliliğini, derinliğini arttıracaktır. Pınar’ın dediği gibi bu oyuncuların bulacağı, Pınar ve benim de buna yardımcı olmaya çalışacağımız bir şey…

Üçüncü olarak oyunun sonunun kathartik, arınmacı bir son içerdiğini, yazarın bununla bir umudunu dillendirdiğini, oyunun bu sonunun fazla idealize olduğunu, oyunun bir “boş an” ile bitmesinin belki de daha iyi olacağını, metnin son kısmının buna bağlı değiştirilebileceğini konuşmuştuk. Lütfen bunlar da aklınızın bir kıyısında olsun. Beraber düşünelim.

Herkese selam, sevgi… Kerem gruba toplantı maili atmayı unutma lütfen.

Zafer Menek  24/06/11

Arkadaşlar son görüşmelerimizde edindiğim bilgilere göre Kerem Temmuz’un ortasından itibaren bir ay kadar yok, Esin de Salı gününden itibaren bir süre Uşak’ta bulunacakmış. Onur’un tatil programı hakkında hiç bir bilgim ve fikrim yok. Ama görünen o ki ancak Ağustos ortasından itibaren net bir çalışma olabileceği gerçeği ile karşı karşıyayız. Bunları oturup Pazar günü bir konuşalım. Endişem oyunun ertelenmesi değil, verimsizlik duygusu ile bir rehavete kapılma ihtimalimiz. Ayrıntıları toplantıda konuşuruz. Görüşmeyeli çok uzun zaman geçmiş gibi. Hepinizi özledim.  Bu arada Pınar umuyorum ki sigarayı bırakmışsındır.

Onur Aysoy  02/07/2011

Geçen hafta yaptığımız toplantının notları ( İçerdekiler prova takvimi)

İkili yoğun çalışma dönemleri:

Temmuz 16 – Ağustos 5 arası – Esin, Onur

Ağustos 5 – Ağustos 15/22 arası –  Tatil

Ağustos 15/22 – Eylül 11 arası – Kerem, Onur

Oyun sürecine girilecek dönem

Eylül 12 – Ekim 8 

Yani Ekim 8 prömiyer hedef olarak konuldu.

Temmuz 16ya kadar da,Kendi metnimizin yazımı, Eylem dizgelerinin çıkarılması,

Atölyenin ve dekorun oluşturulması işlerinin kolaylanması hedefleri konuldu.  

“İçerdekiler” 2. perde çalışma programı:

26 Temmuz Salı: (bugüne kadar eylem dizgesi bitirilecek.) Masa başı 19.30 – 22.30 

27 Temmuz Çarşamba: Prova 19.30

29 Temmuz Cuma: Prova 10.00 – 20.00

30 Temmuz Cumartesi: Doğaçlama 10.00 – 12.00 / Prova 14.00 – 20.00

31 Temmuz Pazar: Doğaçlama 10.00 – 12.00 / Prova 14.00 – 20.00

02 Ağustos Salı: Doğaçlama 10.00 – 12.00 / Masabaşı 13.00 – 15.00 / Prova 15.30 – 20.00

03 Ağustos Çarşamba: Prova 10.00 – 20.00

04 Ağustos Perşembe: Masabaşı 12.00 – 14.00 / Prova 15.00 – 19.00 / ÖNGÖSTERİM ( Zafer, Fırat, Açelya, Ali, Tanıl gibi projeyi başından bilenlere)  20.00

05 Ağustos Cuma: Masabaşı 12.00 – 14.00 / Prova 15.00 – 20.00

06 Ağustos Cumartesi: Prova 10.00 – 20.00

07 Ağustos Pazar: Masabaşı 12.00 – 14.00 / Prova 15.00 – 19.00 / GÖSTERİM ( ESA ve EÜTT ye)  20.00

2.perdenin işinin, 7 Ağustos’ta bitmesini hedefliyoruz.

Onur Aysoy  09/08/2011

Arkadaşlar, öncelikle şu: Amca oldum ben bugün. Pek bir şey ifade etmiyordu düşününce ama “Eren”i görünce çok başka duygular oldu. Neyse söyleyeceğim bu değil.

Eylem planı önerisi:( yani neler yaptık bir düşünelim ve “neler yapabiliriz”in bencesi anlamında.)

2.perdenin son gösteriminin bir değerlendirmesini yapmalıyız ve oyunun atölyede hayal ettiğimiz halini, seyirciyi konumlayışımızı ve görsel kodlarımızı bir netleştirmeliyiz. Bunun içinde bir beyin fırtınasına ihtiyacımız var gibi. 25 Ağustos’tan önce. Hatta belki hemen bu Pazar günü. O gün hemen Kerem’le tek tek çalışma günlerimizi de belirleyebilmemiz lazım bence. 

Zafer Menek  09/08/2011

Öncelikle hayırlı olsun. Hakikaten başka bir şey. Kısmetse sizin çocuklarınızı da sevelim artık 🙂 Çok şey yazmışsın senin açtığın başlıklara  atlamama gayreti ile kendi algımı yazmaya çalışacağım. Yazmak fark edilmeyen bir kesinlik ve açıklık kazandırıyor düşüncelere. Neyse kenardan düşmeden meselelere dönelim.

Öncelikle mutlaka ikinci perdenin akışı alınmalı. Aldığımız tepkilerin bir kısmı son derece faydalı, bir kısmı ise başka bir algılama biçiminden kaynaklanıyor. Faydalı ve lüzumsuzları beraber oturup netleştirmek lazım bence de. Ayrıca daha önce de  konuştuğumuz oyunun bitişi ve mekân soruları/sorunları gösterimde de gündeme geldi. Bu konularda netleşmeliyiz ve bir an önce dekor edinip mekânı oluşturmaya bakmalıyız. Bu iş biraz Kerem’in elinden öper. Ben ortaklaşacağımız tasarımı oluşturmak için Soner ile ilişkilenme işini üstüme alırım. Kerem ile çalışma günleri kesinlikle belirlenmeli ancak daha önce 1.perdenin eylem dizgesi ellerinizden öper.

Kerem Demirtaş  11/08/2011

Onurcuğum, inşallah sizin bebeleri de severiz (60 yaş tavrı :))

Şimdi arkadaşlar, ben ve özel hayatımdan size gına gelmiş olduğunun fazlasıyla farkındayım. Gerçekten de hiç beklenmeyen ve benim hayatımı yerinden oynatacak şeyler oluyor bildiğiniz üzere, bu kafa ve beden yorgunluğuna sebep oluyor, çok parçalılık hali benim alışkın olduğum bir durum olsa da mevcut durumun yeniliğiyle baş ederken çok zorlanıyorum. Öncelikle bunu sizinle paylaşmak istiyorum. Bu durumun size yansımaması için elimden geleni yapıyorum fakat yine de ara ara elimden gelmeyenler olacak. Tüm bunlar için şimdiden çok özür dilerim.

İkinci perde konusunda bize gelen veriler bence ne yapmak istediğimiz ve ne yapabildiğimiz arasındaki ayrımı gösteriyor. Bu durum yapabilirliğimizden ziyade beklentiler ve seyirci (hatta oyuncu) alışkanlıklarının farklılaşmasından kaynaklanıyor. Bizim açımızdan bu durum işin becerilmişliğinin bir göstergesi olarak okunmalı ve bunun üzerine gidilmeli. Neyse bunları toplantıda konuşacağız zaten. Pazar günü benim için uygun olur sanırım. Pazartesi gününden itibaren sizden iki günlük izin isteyebilirim. Evlilik yıldönümümüz.

Şimdilik bu kadar sanırım. Pazar toplanıp toplanmamak konusunu netleştirelim öncelikle. Onur kardeşimiz kelebeklerle kanat çırpıyordur şimdi o da güzel!

Sevgiyle…

Esin Yüksel  11/08/2011

Dostlar pek bir uzak kaldık birbirimizden gerçekten, alışamadım buna ben pek. Onur’um pek bir güzel olur o bebeler. Bilirim onun mutluluğunu. Hele yakında senin kucağında uykuya dalsın bak o zaman sen ayrılabilecek misin ondan.

Şimdi bana gelince. Ben misafir ağırlamaktayım bu aralar, arkadaşım, arkadaşımın sevgilisi, yeğenim vb. vb. Ben işin aslı Cumartesi ya da Pazar günü gibi tatile gitmeyi düşünüyordum. Çünkü erken gidip erken gelmem lazım zira gelince uşak ziyaretim de var daha. Nasıl yaparız şu an tam kestiremiyorum ama hadi diğer konular neyse ama son gösterimle ilgili konuşaydık iyiydi. Hoş bu Pazar nasıl olur bilmiyorum ama bundan sonraki süreçle ilgili ben sizden telefon, mail yollarıyla haberleşeceğim gibi görünüyor.

Durumlar böyle şimdilik. Beni habersiz, sevgisiz bırakmayın lütfen…

Pınar’ın mailin başına yazdığı not: Hellooo, bu notlar Onur ve Zafer’in talepleri üzerine yazılmıştır, Yoksa ben işgüzar değil hocayım artık 🙂

Pınar Yılmaz  14/08/2011

3 ayrı uzamın birlikte görülmesi (Komiser’in odası, Hücre, Bekleme Odası) :

– 3 AYRI ŞAHSİ TARİHİN aynı anda/zaman diliminde çakışmasıyla oluşan bir oyun / hayat kesitini vurgulamak. Kişinin değişmek ve değiştirmek isteği sadece kendi şahsi alanına ve faaliyetlerine bağlı olarak gerçekleşmez. Etkide bulunduğu ve etki aldığı daha geniş alanla birlikte ivme kazanır. Alan genişledikçe değişimin hızı ve boyutu değişir. (Zafer’in listesinde vardı galiba Canetti’nin ‘Kitle ve İktidar’ kitabı…) Yazarın hali hazırda dönemi için devrimci bir kimliği olduğunu düşünürsek bu tekst döneminin farklı olanı yadsıyan/yok sayan devrimciliğine karşı farklı ve hayat alanında daha fazla geçerliliği olan bir örnek. Biri için devrim olan şeyin, bir diğeri için yok edilme sayılabileceği (çoğunlukla da öyle olduğu) dünya tarihini algılamak Tutuklu bedeninde. Ve tüm bu yumuşak hat içerisinde sondaki 2 tiratla (oynanır oynanmaz bilemem) ‘ama yine de değiştirmek gerekiyor’a varmak. Son 2 tirat üzerine hiç detaylı konuşamadık ama bence onlar Tutuklu’ya gömüleceğimiz, onun insan olmaya daha yaklaştığı anlar şeklinde oynanmamalı.(sanki böyle bir şey kalmış kulağımda) Tam tersine, tüm bu hallerin gerçekliğinde (faklılıklarımızla birbirimizi görme ve kabul etme niyetinde olsak, olabilsek bile) yine de değişmesi gereken bir şeyler var, çünkü annesinin 1 lira için arkasından ağladığı tirat ve yine şu balık börtü böcek tiradı, bunlar hep yoksunluklarımız. Hayatın bize tanımadığı insan olarak yaşama hakkını bir başkasının müdahalesiyle ya da ancak başkalarından soyutlanarak yaşayabiliyor olmanın haksızlığı. Hayatın adil olmaması ki hayat derken hayatı yaşama biçimimizi kastediyorum. İşte bizi hayattan, insan olma hissinden uzaklaştıran o şeyin değişmesi gerek yine de. Çünkü yanlış bir şekilde yaşıyoruz ve yaşatıyoruz. O 1 lira hikâyesi hayat içinde bir aşağılanma insan adına. Bunun değişmesi gerek.

Bu oyun, hayat içerisinde faklı şekillenmiş tarihlerin birer temsilcilerinin çakıştırılması ve çatıştırılması yoluyla oluşuyor. 3 karakterin nasıl final hallerine geldikleri karakterlerin olası biyografileriyle çıkarıldı sanıyorum.

Tutuklu’nun hücresinin Kız için ancak bir ‘bekleme alanı’ olması farklı kişiler iken aynı şeyi/alanı nasıl deneyimleyebileceğimize dair çok somut bir örnek. Aynı şekilde Komiser’in odasının Tutuklu’yu komiserleştirmesi de çok somut güzel bir örnek.

Asma kat-alt kat hikâyesi ise:

– Komiser’in Tutuklu’yu sorguya almadan önceki hali/zamanı ile Tutuklu’nun (1. perdede çokça sözünü ettiği ‘nasıl bekledim’) halini (AYNI ZAMANDA birbirinin hayatını/koşullarını bu denli etkileyen 2 FARKLI KİŞİ NE YAŞIYOR) gösterebilmek oyun için güzel bir buluş bence. Bunu aynı düzlemde gerçekleştirmek gereksiz bir yanılsama gerektireceğinden (yani ikisi de alt katta olsa birbirlerini görebilecek duyabilecekken görmüyor duymuyor gibi davranmaları gerekecek) ve hazır Atölye’de asma katımız var iken, düzlemlerini ayırarak oyun içerisinde gerçekleştirilebilecek 2 AYRI UZAM kurulabiliyor. Biz 2 ayrı mekânı (Komiser’in odası ve hücre) aynı anda görüyor ve deneyimliyor olacağız seyirci olarak)

– 1. perde yukarda oynanırken Kız’ın alt kattaki hücrede beklemesi de Komiser ve Tutuklu ile Kız’ın AYNI ANDA neler yaşadıklarını vurgulamak için güzel. Bekleme salonunun hücre olması da algıda hoş bir ara alana tekabül edeceğinden güzel. Yani orasını Kız orada beklerken illa hücre veya illa bekleme salonu olarak kodlamak gerekmiyor. Sadece az önce Tutuklu’nun nefes aldığı yerde bulunması Kız’ın. Bunun vereceği his bile hoş iken bir de ikisinin aynı alanda birbirinden çok farklı sürelerde bulunması oranın asla aynı şekilde deneyimlenemeyeceğine dair de bir veri veriyor (aynı şekilde deneyimleyebilecek 2 insan olsalardı bile), biri 50 dakika (1. perde+ara) kalıyor, biri 1 sene.

– Şimdi 2 komiser odası kurma meselesine gelince: Hücrenin yukarda olması fikri his olarak doğru gelmediğinden aşağı almıştık. Hücre aşağıda olunca oda direkt yukarı kaydı. Ve de seyircinin 2 perdeyi izleme açısından şu şekilde faydalanmak istedik: İlk perdeyi sahnenin biraz altından izleyecek, (sorgulananın açısı). 2. perdeyi sahne uzamına göre yukarıdan izleyecek (sorgulayanın açısı), seyirci Tutuklu’yla birlikte sorgulama/yargılama düzeneğinin iki tarafını da fiziksel bulunuş olarak deneyimleyecek ve hiç bir zaman eşit bir düzlem oluşmayacak oyun ve seyirci arasında.

– Yanı sıra Kız arada hücrede beklemeye devam ettikten sonra ve seyircinin 2. perde için yerini almasıyla Kız da Komiser’in odasında yerini alacak. Seyirciye Kız’la özdeşleşebilme fırsatı vermek (şart olmasa da)…

– Komiser odadan çıkar, (tuvalete iner, arayı orda beklemesi gerekecek herhalde, 2. perdenin sonunda tekrar gireceği için), ara olur, Kız beklemeye devam eder, Tutuklu odaya girer (alt kat), 2. perde oynanır, Komiser’in perde sonundaki laflarını değiştirecektik: Ya yukarı kata çıkıp direkt Tutuklu’ya söylenmesi gerekmeyen şeyler söylüyordu (diğer ikisi aşağıdayken) ya da alt katın kapısını vurup (tuvalet kapısı) içeri girmeden bağırıyordu. Buna kesin karar vermemiştik. Bu o zaman konuştuklarımız…

– Bir diğer seçenek (bunu da az önce düşündüm): Aynı anda 2li uzamları görme fikrinin nedenlerini yukarıda yazdığım için burada daha fazla ayrıntılandırmaya gerek duymuyorum, neyse yetersiz gelirse yazın. Atölye’yle ilgili durumların belirsizliğinden ve zaman azlığından dolayı başka bir seçeneğe gitme durumumuz olursa ve de Hücre’nin yukarda olmasından rahatsız olmazsak ve de seyircinin izleme açısını da boş vereceksek şu da olabilir:

– Hücre yukarı kurulur, tercihen yukarı köşeye kurulması güzel olurdu tabi ancak o da atölye’nin tamamen boşaltılması manasına gelir, ön tarafta da kolon var, neyse şu yapılabilir sanki: Tüm eşyaları arkaya dayayıp ön tarafta küçücük kare bir alan kurmak, (etrafı duvarlarla çevrili, kolon biraz kapatsa da çok mühim olmaz herhalde, malum burası Hücre, Onur’un boyuna göre ayarlanacak hali yok herhalde 🙂 Tabi tuvalete ulaşacak yolu açık tutmak gerekecek yine, (ve gizli olacak o yol), neyse Hücre burası üst katta, tepeye bir ampul konmalı sürekli yanacak, Komiser’in odası aşağıda, ikisini aynı anda görürüz biraz, telefon konuşması vs.,. Neyse sonra Tutuklu aşağı alınır, Kız hücreye çıkartılır (tuvaletten) 1. perde aşağıda oynanır, ara olur, hatta arada Tutuklu da aşağıda odada beklemeye devam edebilir. (bu tasarımın da ekstrası bu olur) Seyirci içeri alınır, Kız’ı aşağı getirir görevliler, 2. perde oynanır, Komiser de alt kata girer (veya girmez/nasıl yapılacaksa) ama tek komiser odası olur. Yukarıdaki hücrenin ampulü de 2. perde boyunca da açık tutularak oranın uzamının unutulması önlenir. Seyirci yine yukardan izler. (sorgulayan pozisyonunda, tek açılı) (Bu oluyor bizim yaptığımız da. Sadece seyirciyi alt katta bizimle aynı düzlemde konumluyoruz. Böylece seyirci sadece bir süre Tutuklu ve Kız’ı “sorgulanan” pozisyonunda izliyor. Bir de merdiveni kaldırmıyoruz. Neredeyse imkânsız çünkü. Pınar Nisan 2012’de gelip oyunu izlediğinde iki durumu da beğenmiyor tabii ki J)

– Şimdi işler nasıl gidiyor aslında çok iyi bilmiyorum, zira Onur başka, Zafer başka anlatıyor 🙂 Neyse aşağıya bir şeyler yazacağım, haldur huldur yazmış olmak istemiyorum, nasıl bir noktada olduğunuzu bilemiyorum zira, daha çok güzel haberler alıyorum ancak hiç haber almadığım konular da var, mesela:

– Şimdi sayın Zafer’cim: Oyunun dramaturjisine ve rejisine dair (yapısal ve hamallık işlerin ötesinde) yaratıcı bir şeyler yapmanı bekliyoruz. Yani ben bekliyorum en azından. O güzel güzel yazdığın dramaturji notların oyuna nasıl sindirilecek acaba? Bunları düşünüyor musun? Bunlar oyun diline nasıl çevrilecek? Neler öne çıkarılacak, neler kusturulacak, yazılı metin nasıl dövdürülecek/nasıl bir yorum çerçevesinde? Anladığım kadarıyla sen bizim şu ana kadar izlediğimiz karakter dramaturjisi içerisinde yol almaya ve yol göstermeye çalışıyorsun daha çok ancak oyun dramaturjisiyle karakter dramaturjisi aynı şey değil takdir edersin ki. Bu oyunun yönü/yolu nedir?

– İkinci olarak yazarın oyunun başında yazdığı koordinatsız bir ülke hikayesi yazarın yazarlığıyla ilgili bir tutumdur (bence), oysaki bir oyun metni ‘oyuncuyla canlandırılırken’, oyun birileriyle ve birilerine oynandığı için kendi başına bir zaman dayatır/dayatmalıdır da zaten. Bu zamanla ilgili en belirleyici şey ise (‘zaman’ı geniş anlamda kullanıyorum: oyuncuların/ekibin (hayat) koşulları, hayat içindeki tavırları, alışkanlıkları, kimlikleri, tiyatroyu algılayış ve algılatış biçimleri vs.) oyunun oynandığı seyircinin zamanıdır takdir edersin ki: Seyircinin içinde bulunduğu fiili zamanla birlikte, bu zamanın alışkanlıkları, tavırları, tiyatroyu bulunduruş şekli vs. bunlar bu oyunla desteklenecek mi, kırılmaya mı çalışılacak? Ona bir şey denmeli. Onun hiç anlamayacağı düşünülen bir şeyse bile, o, onu anlayabileceği yere/algıya oyunla birlikte çekilmeli. Yoksa niye birilerine oynamak şart olsun oyunu. Bu noktada Esa bu oyunu (gerçekçi) oyunculuk ve karakter çalışması ötesinde bir yere götürecek mi, götürmeyecek mi? Bu da dramaturji ve rejide çizilecek bir yoldur muhakkak ki. Bu konuda bir şeyler yapmayı düşünüyor musun acaba???? 2011 itibarıyla yok sayılmış bir var oluşun iktidara gelmesi sonucu yok sayma misillemesiyle kendini dayattığı ve direttiği bir Türkiye’de Tutuklu’nun 2. perdenin sonunda vardığı nokta nedir? Mesela notlarının 2. paragrafında “ Tutuklu yeniden iç tutarlılığını kazanır.” gibi bir cümle var. (Aslında Zafer’le birlikte yaptığımız dramaturji toplantısından bu yana ortak fikrimiz de bu. Hem Kız hem Tutuklu için metnin sondaki anlamlarının değişmesi. Ancak Zafer’in dramaturji notları bizim algılarımız, müdahalelerimizden ziyade metnin kendisiyle ilgili. Ama tabii dramaturjinin sahneye nasıl taşınacağı bir konu hala.) Ben böyle bir okumanın karaktere gömük bir şey olduğunu, oyunun genel yönüne dair yeterli bir şey ifade etmediğini düşünüyorum. (Yanı sıra şahsi fikrim de iç tutarlılığını kazandığı yönünde değil bu arada, hatta tam tersi, merak edilirse onları da yazarım). Oyun süresince farklı var oluşların bir arada gösterilme isteği tam da şu anki sevgili Türkiye’mize de denk düşerken, Tutuklu değişimin sadece kendisinde gerçekleşmesiyle gerçekleşemeyeceğini kavramışken, (yani ben öyle okuyorum/okurdum) son 2 tiratla neyi tekrar hatırlar ve ister? Neden illa değişmek gerekmektedir?

2011 Kasım ayında oyunun tamamına yakınını çıkarmış durumdayken, biz 1 ay sonra oynamak yerine, 2012 Ocak ayında prömiyer yapma hedefi koyuyoruz. Çünkü Mayıs ayında başladığımız ve yarım kalan eğitim çalışmalarını bitirmek istiyoruz. Bu sefer Zafer’in çalıştırıcılığında İlknur Yıldız, Damla Duru, Ulya Gizem Doğan ve bizim ekip katılıyor çalışmalara. Sona doğru artan yoğunluk…

Onur Aysoy  08/11/2011

Arkadaşlar Perşembe bir toplanalım. Şu iki aylık periyodumuzu gün gün planlayalım. Bu nedenle, Kerem, Sırbistan’a gideceğin ya da Sabriye’nin geleceği zamanları iki aylık dönem için yani Ocak sonuna kadar belirleyebilirsen bence iyi olur. Ben nöbet günlerini belirledim iki ay için. Toplantı tarihlerini de isteyelim Nursun’dan. Eütt 21 Ocak 5 Şubat arası yokmuş, 5 Şubat’tan sonra atölyede çalışmak bizi zorlayabilir. Böyle. Perşembe akşam Esinlerde 7.30ta toplanalım mı?

Onur Aysoy  11/11/2011

( Bugüne kadar yaptığımız doğaçlamaları hatırlamaya çalışıyoruz. Bu iki ay içersinde yapacaklarımızı belirleyebilmek için.) Neler yaptık bir hatırlamaya çalışayım bakalım:

Ben hücrede bir zaman geçirdim. Hiç bir şey söylenmeden girdim. Hangi gün, nedir… Süre verilmedi sahneye çıkarken. Rahatlamam kendimi oraya bırakmam için yapıldı. 

Arada bu tekrarlandı. Benim ilk yaptığım hücrede ilk gündü. Son gün de yapıldı. Tam çağrılmadan öncesi. Bu beğenildi. Ayrıntılı çalışıldı oyuna koyulması fikri gelişti. ( Oyuna konulan bu değil ama )

Kerem’in ev hali doğaçlandı.

Esin de hücre doğaçlaması yaptı.(Sanırım Kerem de bu çalışmayı yaptı ama hatırlamıyorum)

Kerem ile biz bir cümle üzerine bir hikâye kurup doğaçlama yaptık. Bir kaç saat hazırlandık. Ertesi gün Pınar izledi. Cümleyi tam hatırlamıyorum. Ama doğallık ve rahatlık açısından çok iyi oldu yapmamız.

Yine Kerem ile ben doğal ortamda bir doğaçlama yaptık. O Komiser ben Tutuklu olarak orada olduk. Ama karakter olarak onlardık. Hayat olarak değil. Örneğin biz kardeştik ve annemiz kalp krizi geçirmişti ve biz de seneler sonra hastane bahçesinde ilk kez görüşüyorduk. Sahne gibi düşünmeyin hayat zamanındayız demişti Pınar. Bu da verimliydi.  

Başka hatırlamıyorum. Bir de hayat hikâyelerini birbirine okuma ve diğerinin bu okunurken sahnede dolaşması çalışması yapıldı.  

Bir de son olarak: Biz Kerem’le benim içeri alındığım ilk günü doğaçladık. Komiserin komiserlik halini anlamamız açısından olumlu oldu.

Kerem ve Esin Komiser’in Tutuklu’nun itirafçısını sorgulaması doğaçlamasını da yaptı.

Onur Aysoy 15/11/2011

Merhaba, bilindiği üzere bizim ekip, iki aylık bir çalışma programı oluşturma kararı almıştı. Bu iki ay boyunca; bu oyunda sahiplenilen oyunculuk üslubuna daha çok yaklaşma adına, yapamadığımız eğitim çalışmalarının tamamlanmasını hedeflemiştik öncelikle. Bunun yanı sıra; M. Cevdet Anday okumalarını yapmak ve oyunun seyirciye açılmasına yönelik detaylı oyunculuk çalışmasına girişmek için de böyle bir sürece ihtiyaç duymuştuk. Bu minvalde yaptığımız toplantılarla, ekte yolladığımız programı oluşturduk.

İçeriğe gelince: Çalışmalarımızın ısınma, uzam çalışması, rol çalışması ve doğaçlama odaklı olmasını ve oyunla paralellikler içermesini düşünüyoruz. Yapacağımız çalışmalar, daha önceden Pınar Yılmaz’ın önerdiği ve Nisan Mayıs aylarında Açelya tarafından Esa’ da alınan çalışmalardan. Bu çalışmalar 4 ya da 5 hafta sürmüştü. Önerilen çalışmalar ise 14 haftaydı. Yapılmamış olan çalışmalar içinden çalışmalarımızı seçtik.

Oyun ve eğitim çalışması yazan günlerde, ısınma ile başlayıp, uzam, rol ve doğaçlama çalışmaları ile devam edeceğiz. O gün için düşünülen çalışmalar bittiğinde de bir ara verip, oyun çalışmasına geçeceğiz. Ama tabi minimum bir 3 -4 saat sürer her eğitim çalışması.

Bu çalışmalar sonucunda programda da belirttiğimiz üzere 21 Ocak’ta ilk gösterimi yapma hedefimiz var.

Özellikle oyun ve eğitim çalışması yazan çalışmalara  katılmanızı isteriz. (13 eğitim çalışmamız var) Hatta şu an bir projede yer almayan arkadaşların bu sürecin geri kalanında bizle olması bize güç verir. Herkesin aklına, kalbine, enerjisine ihtiyacımız olacaktır.

Sevgiler, saygılar.

Kasım 2011 Çalışma takvimi

12            CUMARTESİ                      TOPLANTI

13            PAZAR                                TOPLANTI

14            PAZARTESİ                       

15            SALI                                      

16            ÇARŞAMBA                        

17            PERŞEMBE                       

18            CUMA                                 1. PERDE ÇALIŞMASI

19            CUMARTESİ                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

20            PAZAR                                 

21            PAZARTESİ                         

22            SALI                                      

23            ÇARŞAMBA                        

24            PERŞEMBE                        1. PERDE ÇALIŞMASI

25            CUMA                                  

26            CUMARTESİ                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

27            PAZAR                                OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

28            PAZARTESİ                        1. PERDE ÇALIŞMASI

29            SALI                                      

30            ÇARŞAMBA                        

Aralık 2011 Çalışma takvimi

1              PERŞEMBE                                        

2              CUMA                                                 1. PERDE ÇALIŞMASI

3              CUMARTESİ                                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

4              PAZAR                                               OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

5              PAZARTESİ                                        

6              SALI                                                     

7              ÇARŞAMBA                                       1. PERDE ÇALIŞMASI

8              PERŞEMBE                                        

9              CUMA                                                 1. PERDE ÇALIŞMASI

10            CUMARTESİ                                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

11            PAZAR                                               OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

12            PAZARTESİ                                        

13            SALI                                                    2. PERDE ÇALIŞMASI

14            ÇARŞAMBA                                        

15            PERŞEMBE                                        

16            CUMA                                                 2. PERDE ÇALIŞMASI

17            CUMARTESİ                                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

18            PAZAR                                               OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

19            PAZARTESİ                                        

20            SALI                                                     

21            ÇARŞAMBA                                       2. PERDE ÇALIŞMASI

22            PERŞEMBE                                        

23            CUMA                                                  

24            CUMARTESİ                                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

25            PAZAR                                               OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

26            PAZARTESİ                                        

27            SALI                                                     

28            ÇARŞAMBA                                       2. PERDE ÇALIŞMASI

29            PERŞEMBE                                        

30            CUMA                                                 2.PERDE ÇALIŞMASI

31            CUMARTESİ                                      OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

Ocak 2012 Çalışma Takvimi

1              PAZAR                                                

2              PAZARTESİ                                        

3              SALI                                                    OYUN ÇALIŞMASI

4              ÇARŞAMBA                                        

5              PERŞEMBE                                       OYUN ÇALIŞMASI

6              CUMA                                                 OYUN ÇALIŞMASI

7              CUMARTESİ                                      OYUN ÇALIŞMASI

8              PAZAR                                               OYUN VE EĞİTİM ÇALIŞMASI

9              PAZARTESİ                                        

10            SALI                                                    OYUN ÇALIŞMASI

11            ÇARŞAMBA                                       OYUN ÇALIŞMASI

12            PERŞEMBE                                       OYUN ÇALIŞMASI

13            CUMA                                                 OYUN ÇALIŞMASI

14            CUMARTESİ                                      OYUN ÇALIŞMASI

15            PAZAR                                               OYUN ÇALIŞMASI

16            PAZARTESİ                                       OYUN ÇALIŞMASI

17            SALI                                                    OYUN ÇALIŞMASI

18            ÇARŞAMBA                                       OYUN ÇALIŞMASI

19            PERŞEMBE                                       OYUN ÇALIŞMASI

20            CUMA                                                 OYUN ÇALIŞMASI

21            CUMARTESİ                                      GÖSTERİM TÜM OYUN

Onur Aysoy  17/11/2011

Yarın yeniden başlıyoruz hayırlısıyla J Bir dönemeç daha.

Epeydir yazamadım. Merdiven kalıyor Pınar. Üst kat alt hikâyesindeki son durumu anlatayım. Biliyorum hiçbirini beğenmeyeceksin 🙂 Şöyle ki, yukarıda sağda kirişin arkasında Hücre olacak. Kirişin altındaki boşluğun Hücre hariç kısmı siyah perde ile kaplanacak. Siyah perdenin önünde bir bank, Kız için. Oyun başlarken ışık açılır Tutuklu Hücrede, Kız seyircilerin arasında, Komiser seyircilere bakar. Komiser Tutuklu’yu odadan çağırttırır, Tutuklu aşağıya iner. Sonra Komiser Tutuklu’yu kovar, Tutuklu hücresine çıkarken Kız da seyircilerin arasından yukarıda ona hazırlanan yere çıkar. Bu anda üçünü aynı anda kendi yalnızlıklarında görürüz. Sonra Komiser Tutuklu’yu çağırtır yeniden, Kız orada kalır, 1.perde sonuna kadar –yaklaşık 20 dakika- 1. perde sonunda Komiser çıkar; Kız’a haber verilir Kız da üst katta aşağıya inmek üzere içeriye doğru gider, Tutuklu alt katta odada yalnız kalır. Ara.  2.perdenin başında Kız tuvaletten alt kata girer. Oyun sonunda da, kapı zorlanır ve tuvalette bekleyen Komiser içeri girer. Masaya oturur ve Tutuklu’ya anlat bakalım der. Işık tümden ilk kez kapanır.  ?

Son yapılan eğitim çalışmaları hedeflenene yakın bir sayıda yapılıyor. Aynı süreçte oyun da çıkıyor. 21 Ocak’ta Esa ve Eütt rejisine oynuyoruz. Ama ilk biletli oyunumuz 4 Mart’ı buluyor. Bu tarihe kadar da yine çalışmalar devam ediyor. Oyunun oturduğu dönem aslında bu iki tarih arası oluyor. Artık iyi şeyler duymaya başlıyoruz. 

Onur Aysoy  15/01/2012

Arkadaşlar cumartesi gösterimi kaçta yapalım. Herkes olsa güzel olur.

Onur Aysoy  23/01/2012

Sevgili ekip, bence cumartesi akşamı çok güzel bir akşamdı. Önemli bir iş başardık. Baştan bugüne kadarki süreçte düşündüğümüz, hayal ettiğimiz birçok şey karşılığını buldu. Oyunculuk-az da olsa-, mekânın tasarımı, dramaturjik birçok nokta, metnin hissedilmesi. Tüm bunların karşılık bulduğunu da en çok Tanıl’ın(Levent) coşkusundan, Damla’nın(Duru) heyecanından, Onur Tanyeri’nin söylediklerinden anlamak mümkün. Onur Uygun bana, ” Birinle beraber olmayı çok istemenin yerini, birini elini tutmanın alabilmesi ve adamın anlattığı o hikâye gerçekten çok etkileyici” dedi. Ve bu bence de, fuayede değil, arada söylenebilecek bir şey işte, bu kadar da kişisel bu oyun.

Ayrıca; oyunun sonunda, Zafer’i hafif gözleri dolu o yumuşacık gülümsemesi ile görmek, Kerem’in tüm günkü enerjisini hissetmek, Esin’i hiç olmadığı kadar mutlu görmek, bana o kadar iyi geldi ki. Anlatamam. Ben ise gün boyu gergindim. Özellikle Kerem’e ama hepinize, o gerginliğimi geçirmek için gösterdiğiniz uğraş için de teşekkür ederim. Günlerce üçünüzle Cumartesi’yi konuşmak istiyorum. Gerçekten çok güzeldi. Hepinize en içten sevgiler. Ve evet, belki de en güzel kısmı yeni başlıyor, çoğaltmak keyifli keyifli, parlatmak için daha.

Kerem Demirtaş  23/01/2012

Söylediklerine çok fazlasıyla katılıyorum. Benim için ne kadar önemli olduğunu bilmenizi istiyorum hem Cumartesi gününün hem de bu güne kadar geçirdiğim sürecin. Bu daha önce söyledim ama yine söylemekte fayda var: Benim açımdan eski bildiklerimi hatırladığım değil, yeni şeyler öğrendiğim, hayatımın genişleyip içime ve dışıma doğru yayıldığı keyifli ve zor bir süreç oldu. Tüm bunları sizle, herkesten ve her şeyden öte, “değişen ve değiştiren” insanlarla yaşadığım için çok memnunum.

Bu arada bu gösterim daha çok oyunu bilen ve bizi tanıyan insanlara olduğu için bazı şeylerde hem daha doğru fakat bazı konularda da eksik geri bildirimler almış olduğumuzu düşünüyorum. Tüm seyirciler arasında Ebru daha ayrık kalıyordu, dün onunla konuştuk ve bizim öngördüğümüz ama emin olamadığımız konularda çok doğru şeyler söyledi. Örneğin mekân baskısı, atölyenin demir parmaklıkları, Tutuklu’nun sıkışmışlığı, alt üst kullanım onun için çok şaşırtıcı ve aynı zamanda boğucu olmuş (olması gerektiği kadar belki). Esin’in onların arasından ayrılması ve sahneye bu kadar yakın olmak ona bir sorumluluk hissettirmiş. Ebru bir de Tutuklu yerinde ben de olabilirdim, ben olsaydım ne yaşardım diye de düşünmüş. Bence dışarıdan gelecek ve atölyede oyun izlememiş birileri benzer şeyler hissedecektir. 

Bütün bunlardan ayrı Zafer’in ahlaki olanın sorgusu üzerine söyledikleri bence çok fazlasıyla haklı, oturup bunu konuşmak, Kız’ı ve özellikle de Komiser’i yeniden düşünmek gerekiyor. Tekrar ve tekrar oynamak istiyorum. Tekrar ve tekrar konuşmak. 

Şüphesiz çok sevgiler… 

Zafer Menek  24/01/2012

Öncelikle hepimize geçmiş olsun. Oyun ile ilgili geri bildirimler bize amaçlamış olduğumuz şeylerin önemli bir kısmını büyük ölçüde başardığımızı gösteriyor. Macera asıl şimdi başlıyor. Bunu yeterli görmememiz gerektiğini ve daha iyisini yapabileceğimizi düşünüyorum. Metin, tasarımımız ve de oyun ile bağımız bana bu umudu veriyor. Cumartesi için hepinizi ayrı ayrı tebrik eder ve kucaklarım. Elinize dilinize sağlık. Saygı ve sevgilerimle

Onur Aysoy  30/01/2012

Ecem(Sürgeç) notlar aldım demişti, o gün konuşamayınca, ben ona yaz bize demiştim, yazmış, doğru yanlış ama ayrıntı şeyler olması ve atölyeye katılmış biri olarak bizle yakın bir göze sahip olmasından dolayı özellikle kıymetli bence.

“Yazdıklarımı anca yolluyorum kusura bakma abi 🙂
– Komiser’in, Mahkûm’un ayakta kalmasından rahatsızlık duyması için onu görmeden konuşması daha iyi olur gibi.
– Bazı cümlelerin anlamları hızlı konuşmaktan kaynaklı kayboluyor bu da sanki oyuncu ezberden konuşup söylediklerinin anlamını fark etmiyormuş izlenimi veriyor. (bu yerler birbirlerine çıkıştıkları yerler değil,normal durumdayken)
– ‘Bildiriyi kim yazdı-bilmiyorum’ dan sonra oyuncuların birden içlerine dönmesi rahatsızlık veriyor.
– Komiser çok hareketli, Mahkum çok durgun. Bu durum karakterler tek düşünüldüğünde tutarlı fakat birlikte olduklarında bazen rahatsızlık verici.
– Telefon konuşmaları çok hızlı ve inandırıcı değil
– Çok çabuk çıkışlar çok çabuk sakinleşmeler algıyı kırıyor.
– Mahkum’un bayıldıktan sonra çok çabuk kendine gelmesi ve konuşmaları dinlemeye sanki bayılmamış gibi devam etmesi.
– Kız’ın enişteye tavrı çok belirsiz. Neden çekiniyor. Normalde araları çok iyi fakat enişte artık bir mahkum olduğu için mi çekiniyor yoksa hep mi öyleydi? Çünkü bazen çok normal bazen çok ürkek davranıyor.
– Kız daha önce bir komiser odası gördü mü? Girişinde etrafına bakınıyor fakat neden olduğu belli değil. Eniştesinden çekindiği için etrafı umursamadan gözlerini kaçırma çabasında mı?
– Giriş hariç Kız sanki eniştesini her gün ziyaret ediyormuş gibi bir tavırda.
– ‘Mide ağrısı tuttu, tutunca da…’ kocaman bir es 😀 ‘sen geldin’

Yanına herhangi bir açıklama yazmadığım ama söylendiğinde beni rahatsız eden bazı cümleler vardı onları da yazıyorum:
– Yüzüme bak(Komiser)
– Tam da bozulacak zamanı buldu bu alet(Komiser)
– ‘Ablam bir gün bile şikayet etmedi.’ Mahkum’un buna tavrı?

Söyleyebileceklerim bu kadar güzel abim 🙂 Nacizane fikirlerim işte:) ( Estağfurullah 🙂

Tek tek not almış olması, tek tek o yerleri ve o yerlerden hareketle anladığımız şeyleri düzeltebilmemizde çok işe yarıyor. Okurken yeniden fark ediyorum ki, hepsine çalıştık sonradan.

Kerem Demirtaş  07/02/2012

Ben çok yorgunum, üzerime çöküyorlar. Gerçekten de bir sorun yok, son gösterim canımı sıktı ama daha fazlası değil meraklanma.

Onur Aysoy  07/02/2012

Keremcim çok normal değil mi? Üstüne hiç çalışmadık. Yorgunduk, hazır hale gelemedik o gün. Doğru düzgün ısınma bile almadık. Işık olayı zaten başta dağıtmıştır seni. Bence sen oldu olmadı stresine giriyorsun çok. Oyunları oynadığımız bu süreci, oyunculuk çalışmasının bir parçası olarak görmeliyiz. Böyle bir gösterim bir şeyleri yakalamak için fırsattır yani. Oldurmak için en çok denemeye açık hale gelme problemini halletmemiz lazım. Başka bir şeyi kafaya takmaya gerek yok. Sen denemeye açık hale gelmek için çok isteklisin. Bu niyette hiç bir sorun olmadığını gösteriyor. Niyette sorun yoksa her şey olur. Sorun ne onu bulmak lazım sadece. Birbirimize kendimizi tam açamamış olabiliriz. Bu benden de kaynaklı olabilir. Bedenimizle az uğraşmış olabiliriz. Belki de her şey o olmuyor stresindendir. Bulmak lazım. Ama kesin olan bir şey var. Bu haliyle de, hem oyunculuklar hem bütünsellik açısından iyi bir şey var elimizde. Biliyorum belki de yazdığım her şeyin farkındasın. Ama yine de söylemek istedim.

Kerem Demirtaş  07/02/2012

Onurcum ben bundan kaçmıyorum, merak etme. Söylediklerini ben hariç başkasından duymak da ayrıca hoşuma gidiyor. Benim acelem yok, önümüzde zaman var. Ben genel olarak gerçekten iyi hissediyorum. Bir yoldan geçiyoruz, bu bize iyi şeyler getiriyor ve yolumuz gerçekten uzun. Ben hiç şikâyetçi değilim. Hassasiyetin için sağ ol.

Kerem Demirtaş  07/02/2012

“Özde “şimdi ve burada” olmayı aradığımız bu süreç kurgunun gerçekliği ve gerçekliğin kurgusu arasında durmadan kurulup yıkılan zor bir yolda bizi buluşturdu. Geçmiş zaman bilgi ve alışkanlıkların bozulduğu, tüm yapıların şiddetle ama gürültüsüz söküldüğü bu yolda, zengin olanın yalın olanla, içerde olmanın aslında dışarıda olmakla ne denli sıkı bağları olduğunu bize gösterdi. İçerdekiler, yüzümüz size ve kendimize dönükken, başka dünyaları keşfetmek için bu dünyada nasıl yürümemiz gerektiği sorusunu bize her gün yeniden sorduruyor. Şimdi ve buradayız, anlamak, değişmek ve değişirken değiştirebilmek için.

Hepinize iyi seyirler…”

Bunu ek olarak yazdım. Başka versiyonlarını da yazacağım. (Öncesinde ben bir yazı yazıyorum dramaturjiyi anlatan, ‘yazı bu olacaksa, oyuna gelen seyirciye broşürü verin gönderin, izlemesinler’ denilinceJ K erem üstüne alıyor bu işi. İlk yazdığı bu, bunu koyuyoruz broşüre de.)

Afiş broşür tasarımı için Nursun Karaburun Akıncı, Damla Duru, Kerem Demirtaş ve ben uğraşıyoruz. Kerem Yaman, dördüncü oyuncu olarak dış sesleri oynuyor. Daha sonra bu görev Tanıl Levent’e devroluyor. Tanıl Levent’in yeniden sahnelere dönüşünde bu dış ses çalışması etkili oluyor.

22 oyun oynuyoruz 2012 yılı boyunca. İlk oyundan çok başka yerlere geliyoruz. Her oyunda bir şeyler keşfetmeye devam ediyoruz. Bazen yine de olmuyor. Hiç içine giremiyoruz. Sadece 8 ya da 9 oyunumuzda tamamen orada oluyoruz. O oyunlardan sonra yaşadığımız keyif bambaşka. Bir o kadar da çok kötü olan var. Ama her şeyiyle dopdolu, dinamik ve değiş(tir)en bir süreç oluyor hepimiz için. Seyirci genel olarak memnun, oyunculuklarda bir yere geliniyor. Ve evet, oyuncuların bu yöntemde çalıştırıcı olabilecek duruma gelmeleri hedefinin de gerçekleştiğini söyleyebiliyoruz.

Süreç ile ilgili yazışmalar bu kadar. Ben de bu çalışma için tüm mailleri okuyup düzenlemeleri yaparken yeniden tüm süreci yaşamış kadar oldum. Yoruldum. Oyun dışı gelişen her şey ile bir kez daha yüzleştim. Birçok şeyi sildim. Kalanlar bunlar.

Önemli bir yanı var bu birikenleri arşivlemenin. Öyle düşünüyorum. Özellikle Eütt’liler(ki onlar bu talepte bulunmuşlardı) ve bizi tanıyan insanlar için. Yanı başlarında neler olmuş, duymak ve anlamak için biraz daha birbirimizi. Kimse kimseyi duymuyor ve merak etmiyorken hele.

Yeni projemizde daha sistematik gidiyoruz. Günlük tutuyoruz bu sefer. Umarım bir gün o projeyi de bitirmiş olarak günlüklerini yazarız.

Onur AYSOY